Category Archives: Kategorisiz Öylesine

Herhangi bir kategoriye dahil edemediğim ama yazdığım yazılar bu kategoridedir.

Tatil Sonrası, Discogs, Planlar

Geride bıraktığımız bayram tatili, son yılların en verimli tatillerinden bir tanesi oldu hiç şüphesiz. Uzun süredir yapmayı planladığım şeyleri yaptım. Ancak akvaryumda meydana gelen beklenmedik gelişme hem zaman kaybına yol açtı, hem de biraz moralimi bozdu.

Bir süredir odamda devam eden bir karışıklık ve kalabalık mevcuttu. Raflara sığmayan kitaplar ve CD’lerden dolayı ortalık epey karışmıştı. Ayrıca yıllardır kullandığım masa da artık ihtiyacımı görmekten çok elime ayağıma dolaşır hale dönüşmüştü. Bunun üzerine kendime şok bir indirim denk getirerek bir bilgisayar masası ve ona bitişik halde satılan bir kitaplık aldım. Çok işlevsel olan kitaplığın yanı sıra, öncekine göre neredeyse iki katı genişliğinde bir masa yüzeyine ve ıvır zıvırı ortadan kolaylıkla kaybetmeye yarayan bir çekmeceye kavuştum. Elbette her güzel şey gibi bu mobilyanın da bir kusuru vardı. Satış sitesinde kitaplık kısmının hem sağa hem de sola monte edilebileceği yazıyordu. Ancak mobilyayı kurunca gördüm ki kitaplık kısmını sadece sol tarafa monte edebiliyordunuz. Aksi halde mobilyanın kaplanmamış, suntaları gözüken kısmına bakmak zorunda kalıyordunuz. Ben bunu göze aldım ve kitaplığı sağ tarafa monte ettim. Üzeri kaplanmadığı için suntası gözüken kısımları ise beyaz renk mobilya kenar bandı alıp ütüyle yapıştırarak hallettim 🙂 Şimdilik ortalık toplandı, CD’ler, kitaplar ve günlük kullandığım çevre donanımları toparlanmış oldu.

masaustu

Şimdilik son durum bu şekilde oldu

discogslogoŞüphesiz tatilin en güzel kısımlarında biri de müzik CD’lerimi arşivleyip, orijinal baskıları discogs.com hesabıma eklemek oldu. CDr olarak bilinen yani grupların kendi imkanlarıyla çoğalttıkları, fabrikasyon üretim olmayan ve çoğu underground albümler olan CD’leri ise not aldım. Bunlar barkodsuz olduğu için sisteme elle eklemek gerekiyor. Yeri gelmişken discogs mobil uygulamasının müthiş bir kolaylığından bahsetmek istiyorum: Barcode Scanner.

Discogs mobil uygulamasında,”barcode scanner” özelliği sayesinde elinizdeki albümün sadece barkodunu kamerayla taratarak discogs hesabınıza ekleyebilirsiniz. Bu size zamandan inanılmaz tasarruf ettiriyor. Mesela aynı şeyi kitaplarım için yapmayı denediğimde, Goodreads mobil uygulamasının çok daha hantal olduğunu gördüm. Discogs’un mobil uygulamasından bu işi nasıl yapacağınıza dair ekran görüntülerini aşağıya bırakıyorum.

discogs

Açıköğretim Fakültesi‘nde okuduğum Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü‘nü nihayet bitirdim. Çok büyük ihtimalle, yarın açıklanacak final sınavı notlarından sonra, mezun olacağım. Bu hafta Perşembe günü mezuniyet töreni var. Bu programdan mezuniyetimle ilgili her şeyi hafta sonu blogda anlatacağım. Güzel bir macera oldu benim için.

Kendi bölümümde devam eden doktora eğitimim için de, bu dönem “Doktora Tez Önerisi Savunması” denilen bir prosedür vardı. Onu da hallettim sayılır. Çok büyük ihtimalle bu hafta onun notunu da alıp dönemi kapatacağım.

hpbox

Yaz için bir birinden farklı tasarım projelerim var. Özellikle yeni bir tür CD kartoneti fikri üzerinde uğraşıyorum. Bir de aylardır orijinallerini aradığım bir Harry Potter Box işi var. Ama en önemlisi, Can Yayınları‘ndan çıkan cep kitaplarının aynısını evde yapmayı denemek olacak. Bunun için gerekli olan tüm malzemeyi temin ettim. Deneme amaçlı bir kitap basacağım. Umarım yamulmam.

bigbang.jpgSon olarak tam 12 yıldır, bıkmadan, sıkılmadan ve açık ara kahkahalarla izlediğim tek dizi olan (Supernatural daha eski ama onda kahkaha atmıyorum) The Big Bang Theory bitti. Evet bitti. Yerini ne doldurur bilmiyorum. Belki Young Sheldon isimli dizi. Ama sanmıyorum. The Big Bang Theory, ilk sezonundan son sezonuna üzmeyen, sıkmayan tek diziydi. Henüz izlemediğim HBO yapımı Chernobyl‘i ve Netflix yapımı Dark‘ın ikinci sezonunu merakla bekliyorum. Belki onlar biraz…

Bahar Geçti Birden

fullmoon

Bir şey söyleyecektim, yarım kaldı.

Sana aşık olduğum yaştayım işte. Ben kışı düşünürken, bahar geçti birden. Anlayamadım. Bir dolunay daha geldiğinde, elimde kamera, gözüm ekranda, seni izliyorum. Konuşmak istiyorum seninle. Ağzımı açıp “Sen” deyince, başlıyorsun bağırmaya. Sonra, yutkunuyorum. Bir şey söyleyecektim, yarım kalıyor cümlelerim… Haydi başlayalım.

19mayis2019Alper geçen mesaj atmıştı. O geliyor aklıma. Annesiyle konuşurken annesi söylemiş: Mesut bence dolunaydan anlıyor. Elleri öpülesi 🙂 İşte o dolunay bu ay müthiş bir tarihe denk geldi: 19 Mayıs! Evet, bizi birleştiren birkaç şey vardı zaten. Aşkımızı bir kenara bırakırsak, ülkemize olan sevdamız ve Galatasarayımız 🙂 19 Mayıs, üstelik bu yıl Milli Mücadele‘nin başlangıcının tam 100. yılı. Dolunayım, bir asır önce, yapayalnız bir adam çıktı. Çok konuştu, çok anlattı. Anlattıklarının çoğunu kimse anlamadı. Ama inandılar ona. Okuduğu binlerce kitaptan süzdüğü satırların, kelimelerin ve harflerin aydınlığıyla, kim bilir kaç yıldır kurduğu hayalin gerçek olması için ilk adımı attı. Ah Paşam! Ah Mustafa Kemal’im! Çağının ötesindesin… Yokluğu gördün, savaşın ortasında kaldın, ölümü gördün, hasreti yaşadın, belki imrendin, belki kahroldun ama bu milletten umudunu hiç kesmedin. 

samspiyongalatasaray.jpgBugün Galatasaray, Başakşehir‘le yaptığı maçı inanılmaz bir şekilde, üç atıp bir sayarak kazandı. Ve ligdeki 22. şampiyonluğumuza ulaştık. Bu bloga futbolla ilgili çok az şey yazdım bugüne kadar. Ancak bu şampiyonluk çok önemli. Bu yalnızca Galatasaray’ın 22. şampiyonluğu değil; bu ülkede “taraftar futbolunun” galibiyeti, futboldan çok anlamayan benim bile, sarı kırmızı bir çift rengin ardından gitmeme neden olan o “aidiyet duygusunun” şampiyonluğudur. Bu şampiyonluğa Beşiktaşlılar, Fenerbahçeliler, Tranzonsporlular, Malatyasporlular, Sivassporlular ve ligdeki tüm diğer Anadolu takımlarımız sevinmelidir. Çünkü “PROJE FUTBOLU” yenilmiştir. Hakem hataları, penaltılar, sahaya giren ikinci toplar, VAR’lar yoklar falan filan… Bunlar aşılır. Bunlar çözülür. Ancak eğer iş duygusallıktan kopup mekanikleşirse, işte buna bir çözüm yok. O yüzden bu şampiyonluğumuz çok önemlidir.

İşte o geceki dolunay, öylesine güzel bir tarihe denk geldi. Yeri gelmişken, aynı gün biriciğimiz Volkan‘ın da doğum günüydü. Tekrardan kutlu olsun. Bu arada, yolumuza artık Canon EOS 550D ile devam ediyoruz. Bu, belki de bu yıl içerisinde attığım en büyük adımlardan bir tanesi oldu. O açıdan epey heyecanlıyım. Bahsettiğim bu makine olayı, apayrı bir yazının konusu olacak elbette. Bu hafta sonu Açık Öğretim Fakültesi sınavları var. Hemen ardından da doktora için bazı çalışmalar yapmak gerekecek. Beni unutma.

Dolunay’da Okunacak Masallar – Grimm Kardeşler

Pırıl pırıldı gözlerim, yüreğim kan ağlıyordu.
Açlıkla yokluğun arasında gidip geliyordum her gün. Gökte hiç bulut yoktu
Ve en güzel dolunay hep bir sonraki oluyordu,
Sana olan doyumsuzluğum bir sigara gibi, Tükendikçe her nefeste tazeleniyordu.
Ne biçim bir akşam oluyordu böyle?
Bu nasıl bir dolunay akşamıydı?
Uzakta, uzaklarda birileri Sabahattin Ali’den şiirler okuyordu “Eskisi Gibi”…
“Gönlüm seninkine yardı, ayaklarımız uyardı…”

Merhaba,

Gözlerinden uzakta, büyük bunalımlar yaşıyorum şu sıralar. Tanıdığım herkes, tanımadığım kimselere dönüşmüş durumda. Sözler duyuyorum, hareketler görüyorum. Şoka giriyorum! Anlayamıyorum, şaşkınlıkla bakıyorum. Artık işler çığırından çıkmaya başladı.

Bu ay yoğun bir ay oluyor. Özellikle şu son hafta, bir türlü yapamadığımız laboratuvar işleriyle dopdolu. Umarım Şubat ayı içerisinde tüm bu ekstralar bitecek ve nihayet Mart ayında masamın başına oturabileceğim. Elimde epey bir materyal birikti yine. Bunları düzenlemek gerekiyor. Bir de geçen hafta odamı düzenledim epey. Birkaç kitap, kaset ve CD çıktı. Bunlar için ufak tamiratlar gerekecek. Yapmaktan keyif aldığım mevzular olduğundan ötelemiyorum bu işleri.

rumpel02Şiirleri bir kenara bırakırsak, masalları oldum olası çok sevdim. Yıllar önce şu yazımda yazdığım “Rumpelstiltskin” ise favorimdir. Kapağını açan son el yüreğime dokundu çünkü. 2014’te yazdığım yazının son cümlesi “Umarım bir gün bir sahafta bir köşede bulurum temiz bir kopyasını.” şeklindeymiş. Evet, o dilek gerçek oldu ve sadece Rumpelstiltskin masalını değil, çocukken sahip olduğum ilk kitaplar olan Grimm Kardeşlerin Masal Sandığı serisinin tamamına sahip oldum tam 23 yıl sonra. 1995 yılında babamın aldığı üç kitapla sahip olmuştum serinin bir kısmına. Ancak diğer iki kitabını yıllardır bulamamıştım. Geçen zaman içerisinde elimdeki kopyalar da epey yıprandı. Parçalandı hatta. Nihayet yıllar sonra, yedekleriyle bulup tamamladım seriyi. Özellikle Zapp tarafından resimlendirilmesi sebebiyle bu baskılar birer efsaneye dönüşmüş durumdalar.

rumpel01

rumpel03

Mutlu son yoktur

Okunacak bir masal var elimde. Yalan ve aç gözlülükle başlıyor, kurnazlık ve acımasızlıkla devam ediyor. Felaketler başlıyor ve hiç umulmadık bir anda karanlık bir çukur çözüveriyor her şeyi. Tüm yaşananlar geride kalıyor. Bir küçük çocuk cıvıldıyor kucağında. Mutlulukla bakıyorsun. Geç oluyor belki ama sonsuza kadar sürüyor.

familyportrait

Kış Dolunayı

ezgif-5-1424cc83d984.gif

Merhaba,

Seni çok özledim. Yoğun kar yağışlı bir hafta geride kaldı. Soğuk, buz gibi havada, sabah karanlığında her gün sallana sallana gittim işe. Sarılıp sarmalanıp aksaya tıksıra yürüdüm. Sanki bir adım önümde yürüyormuşsun gibi ellerimi hep hazırda bekledi. Seninle kaç kış yaşadık? Kaç kez yan yana yürüdük buzların üzerinde? Sen söyle. Aklında ben varken ve tam da düşecekken kaç kere yakaladım seni?

feritakvimYılın ilk ayı bitmeye yakın artık. Bu mevsimde dolunay penceremden çok uzakta ne yazık ki. Orada olduğunu biliyorum ama göremiyorum ne yazık ki. Bazı yeni alışkanlıklar edindim. Geç tanıştığım şeyler var. Bunların verdiği hazzı yeni yeni keşfediyorum. Şöyle geriden durup baktığımda da henüz keşfedilecek engin bir deniz var önümde diyorum. Renge ve grafiğe olan merakımı bilirsin. Bu merakla yıllardır topluyorum en güzel renkleri. Mesela geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Ferit‘in kendi çizimleriyle yarattığı, özel tasarım takvim süslüyor evimi. Bu, gerçekten çok kıymetli bir iş. Her birini en iyi kalite fotoğraf kağıdına bastırıp o şekilde kullanıyorum. Bir biri ardına tükenen aylar, bir arka sıraya geçiyor. Yıllar önce aklıma sapladığın o kalem ise hala aynı yerde duruyor. Durmadan yazıyor, çiziyor, beğenmiyor karalıyor ama hiç durmuyor.

ikikule

Şimdi, iki yol var önümde, biliyorum. Güneş birini aydınlatıyor. Diğeri ise karanlıklar içerisinde hala. Bak, eğer bugün güneşli bir gün olacaksa eminim ki o yol da aydınlanacak. Yok eğer hava bozacak ve yağmur yağacaksa, işler daha beter bir hal alacak, iki yol da öylece karanlık kalacak. İki yol demişken, fotoğraftaki kule iş yerindeki manzaram, buraya da iki yoldan girilebiliyor. Kule bir taneydi. Eh, buna küçük bir ekleme yapayım dedim. Böylece eski fabrika kulesi, bir anda oluverdi İki Kule. Buraya geldiğim ilk günden beri gözlerimi alamıyorum. Öylesine ilham veriyor ki anlatamam. Kalkıp birilerine de anlatamıyorum. Öylece kendi kendime, kendi içimde olup bitiyor her şey.

Bugün seni o takvime bakarken düşünmedim.  O yeşil tekneye dokunduğumda aklıma gelmedin. Senlerle dolu kağıtları okurken bir an bile belirmedin aklımda. Bir pazar sabahı yaptıklarını okurken aklıma bile gelmedin. Bir ay daha geçecek ve Şubat’ı göreceğiz. Öpüyorum.

Doktora Yeterlik Sınavı

eutrophication

Göllerde trofik seviyeler

Aşağı yukarı geçen yazdan beri aklıma geldikçe karnımın ağrımaya başladığı bir olaydı bu. Dört dönemin ardından, almam gereken tüm dersleri alıp verdikten ve ortalama şartını da sağladıktan sonra, geçen sene Eylül ayında yeni dönem başlayınca zorunlu olarak tek bir ders alabildim: DYS000 Doktora Yeterlik Sınavı.

Bu sınavda teori olarak, lisans ve eğer yapmışsanız yüksek lisans eğitiminiz boyunca gördüğünüz tüm akademik konulardan, yani bölümünüzün içeriğinizden sorumlusunuz. Bu arada yeri gelmişken söylemekte fayda var. Doktora yapmak için “illaki yüksek lisans yapmış olmak” gibi bir şart yok. Benzer şekilde yüksek lisans ve doktora, illaki mezun olduğunuz bölümle alakalı ana bilim dalı üzerinden yapılmak zorunda değil. Burada ki olay şu: Eğer mezun olduğunuz bölümün ana bilim dalından yüksek lisans yaparsanız, mesleki unvanınızın önüne bir “yüksek/uzman” ön unvanı alırsınız yani mesleki bir uzmanlık kazanırsınız. Örneğin, Kimya Mühendisliği Bölümünden mezun bir kişi, yine Kimya Mühendisliği Ana Bilim Dalından yüksek yaparsa “Kimya Yüksek Mühendisi” olur. Eğer bu kişi yüksek lisansını Kimya Ana Bilim Dalından yaparsa ya da bambaşka bir alandan, örneğin İşletme Yönetim Ana Bilim Dalından yaparsa, ne yazık ki kimya yüksek mühendisi unvanı alamıyor. Bunlara verilen unvan “Bilim Uzmanı” oluyor.  Yüksek lisans yapınca, mühendislere, mimarlara “yüksek”, kimyager ve biyologlara ise “uzman” unvanı veriliyor. Doktora da ise durum farklı. Doktora, akademik bir yeterlik olduğundan, ana bilim dalı fark etmeksizin, isminizin önüne (mesleki unvanınızın değil) bir “Doktor” titri alıyorsunuz. Bu unvanı hayatınız boyunca kullanabilirsiniz. Yani örneğin “Emekli Yüksek Mühendis” demezsiniz ama örneğin Dr. Ali ÇELİK ismini çekinmeden kullanabilirsiniz. Bu noktada şunu ayırt etmekte yarar var. Her doktor, doçent ve profesör, mesleki olarak yüksek ya da uzman olmak durumunda değil. Çoğunlukla öyledir ama o şekilde bir zorunluluk yoktur. Bu anlattığım bilgilerin her biri Yükseköğretim Kanunu, Bazı Lise Okul Ve Fakülte Mezunlarına Unvan Verilmesi Hakkında Kanun ve Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun gibi mevzuatlarda da yazıyor.

9789944341745Gelelim benim macerama. Doktora yeterlik sınavının dönem sonunda yapılacak olduğunu bilmek, Eylül’den Ocak’a kadar bir ızdırap dönemi başlattı bana. Boşta olduğum her saniye aklıma bu sınav gelip durdu. Ne olacaktı? Ne soracaklardı? Bu yüzden özellikle çalışmayı düşündüğüm alanda, Ekoloji alanında kaynak toplama dönemine girdim. Eğer ekoloji alanında doktora yapmak gibi bir planınız varsa ve hatta bir adım ileriye taşıyayım bu ifadeyi, doğa bilimleri alanında bir çalışma yapmak niyetindeyseniz kitaplığınızda bulunması gereken en temel kaynak Eugene Odum‘un, Ekolojinin Temel İlkeleri isimli başucu kaynağıdır. Çok üst kalitede bir çeviriyle dilimize kazandırılan bu eser, klasik metodla “şu şudur, bu buna denir” yaklaşımını bir kenara bırakıp, Odum’un yer yer öyküleyici anlatımıyla, güncel örnekleriyle ve konuları bir birleri içerisinde ustalıkla harmanlaması sayesinde akıp gidiyor. Zaten bu şekilde de emsallerinden sıyrılıyor. Bu kitabı muhakkak kütüphanenizde bulundurun. Bu eseri geçen yıl Cengiz TÜRE hocam sayesinde tanıyıp almıştım. Kendisinin bu kitapla ilgili müthiş bir tespiti var. O da şöyle: “Arkadaşlar, bu kitabı gerçekten anlayan kişi Dünya’yı anlar ve yönetir.” Böylesine iddialı bir söylemdi işte. Ben de doktora yeterlik sınavı için ağırlıklı olarak bu kaynaktan yararlandım. Bunun yanında bütün bölümleri olmasa da, çok kıymetli hocam Ülker Bakır ÖĞÜTVEREN‘in dilimize kazandırdığı Çevre Mühendisliği’nde Temel İşlemler ve Süreçler isimli alanında tek olan kaynağa da göz gezdirdim. Eşimin biyolog olması sebebiyle evde de pek çok Ekoloji kitabı vardı. Bunların da ilgili bölümlerine göz attım.

tabletleGeçen yıl geliştirdiğim ders çalışma metoduyla yol aldım. Tabletime harici olarak klavye ve mouse bağladım. Bir yandan Word uygulamasını açıp diğer yandan da okuduğum kısımlardaki önemli noktaları elle yazmak yerine Word’e hızlıca, kısa cümlelerle aktardım. Dosyaları buluta kaydettiğimden, istediğim yerden ulaşıp çalışmak mümkün oluyordu. Dahası bu içeriği başlıklara göre sınıflandırmak da mümkün oldu. Bu şekilde “çok önemli” ya da “ilk defa gördüğüm” bilgilerden oluşan yaklaşık 15-20 sayfa not oldu.

Sadece Türkçe değil, pek çok İngilizce dokümanı da inceledim elbette. Hatta okuduğum hemen hemen tüm Türkçe kaynaklarda, “Seki Diski” ölçüm prosedürü yanlış tarif ediliyordu. Bunun doğrusunu EPA’nın bir kılavuzundan öğrendim. Şansıma da sınavda soruldu. Bu toparladığım makaleler, uygulama kılavuzları falan epey bir birikince bunların hem dijitallerini, hem de basılı hallerini arşivledim.

cevre-muhendisligine-giris-nobelkitap_com_46233Bir diğer önemli kitap, aslında sadece doktora yeterlik için değil, bir çevre mühendisinin kitaplığında muhakkak yer alması gerektiği için önemli. O da Aarne Vesilind‘ın Çevre Mühendisliğine Giriş isimli kitabı. Bu kitap da Türkiye’nin farklı üniversitelerinden Çevre Mühendisliği bölümü öğretim elemanları tarafından Türkçe’ye kazandırılmış.

Sınava Tarık Abi‘yle birlikte girdik. Kendisi bizim Bakanlıkta çalışıyor. Geçen sene Arzu Hoca sayesinde tanıştık. Birlikte dersler aldık. Bu sene de birlikte yeterlik sınavına girdik. Yeterlik sınavı iki aşamadan oluşuyor. Önce yazılı sınava giriyorsunuz. Yazılı sınavda 70 puan barajını geçerseniz, sizi sözlü sınava alıyorlar. Bizim yazılı ve sözlü sınavlarımız ardı ardına iki günde yapıldı. İlk gün yazılı sınava girdik. Sınav bittikten sonra sonuçları öğrenemedik ama. Çünkü soruları hazırlayan hocalar, ertesi gün sözlü sınava geldiklerinde okuyacaklardı. İşte o yüzden ertesi güne epey tedirgin başladık. Tarık Abi, o gece Kütahya’da kaldığından sabah onun gelmesini bekledim. Hava nasıl soğuktu… Her yer buz. Yollar bile buza çekmiş. Neyse, sabah saat 08.30 civarı geldi. Hemen okula gittik. Jürideki hocalar kağıtları okuyorlardı. İyi kötü her soruya bir şeyler yazmıştım. Serdar Hoca‘nın sorduğunu tahmin ettiğim bir rezervuar sorusu vardı. Ondan biraz emin değildim.

Biz sözlü sınavın yapılacağı salonda beklerken jürideki hocaların sesleri duyulmaya başladı. Salona geçtiler. Tarık Abi’yle birlikte içeri girdik. Hocamız bizi tanıttıktan sonra ben dışarı çıktım. Tarık Abi’nin sınavı başladı. Kaç dakika geçti bilmiyorum. Bana birkaç saat gibi geldi. Sonra beni davet ettiler, Tarık Abi çıktı.

Sınav kısmı her şeyiyle hatırlayacağım bir anı olarak belleğimde yer etti. Başlardaki heyecanım sonlara doğru birazcık paniğe bıraktı yerini. Sonra tabi bir rahatlama geldi. Cevap veremediğim sorular oldu. Özellikle azot BOİ’si sorusu halen ciğerimi parçalıyor. Sorulan her soruyu not aldılar. İhtiyatı elden bırakmadan durumu kurtarmaya çalıştım. Galiba bunda da başarılı oldum.

Sınav bitip dışarı çıkınca jüri bu sefer de puanlama için müsaade istedi. Daha sonra ikimizi de içeri çağırıp güzel haberi verdiler: Olmuştu, sözlüyü ve dolayısıyla yeterliği de geçmiştik.

92e0c3e513bc73daef28998f19adcc85

Sınavı geçince biz. (Foto temsilidir)

Sonrasında meşaleleri yaktık! Nasıl mutluyuz anlatamam. Oradaki arkadaşlarımla kucaklaştık. Merve de, Esra da, Esengül Hocam ve Semra Hocam da tebrik ettiler. Gören herkes tebrik etti. Sonra Tarık Abi’yle de kucaklaştık. Çünkü bu hazırlık döneminde epey bir birimize destek olmuştuk. Böylece başlayan dostluğumuzun uzun yıllar devam etmesi dileğiyle. Ne kadar heyecanlandıysak bir tane bile fotoğraf çekmemişiz. O yüzden tam da o anda kendimizi hissettiğimiz şekilde bir fotoğraf koyuyorum.

Özetle, aylardır tırım tırım tırstığım, çok korktuğum, günler boyu kitap karıştırdığım yeterlik sınavını nihayet atlatmıştım. Şimdi önümde koskoca bir doktora tezi süreci duruyor. Şimdi bakınca fark ediyorum. Bu, bana daha  da korkunç geliyor…

Çal, Söyle, Gökyüzüne Bak

Hasret beni cayır cayır yakarken
Bedenimde buzdan bir el yürüyor.
Hayaline çılgın çılgın bakarken
Kapanası gözümü kan bürüyor…

moonmad004Recaizade’nin oğlu için yazdığı bu dizeler, birkaç gündür yine aklımda. Sonun başlangıcı olduğundan mıdır nedir, okudukça içim eriyor, canım sıkılıyor. İş yerinde beni görsen, masamın üzerinde yılların notları öylece duruyor. Oraya iliştirmişim, gözüm kayıyor sürekli. Açıp okuyorum. Okuyorum da işte, keşke okumasaydım diyorum. En mutlu anların ve en hüzünlü anların manifestoları bunlar.

Dolunay, önceki gece muhteşemdi. Dün gece ise sislere gömüldü. Göremedim pek. Ama ayın bu vakti geldiğinde parmaklar kıpırdamaya başlıyor, engel olamıyorum. Dikkat ediyorsan bu iş giderek geleneksel bir hal almaya başladı. Çok eskiden, blogda günlük özetler yazardım. O dönem nedense böyle bir trend vardı internet blogculuğunda. Sonradan haftalık özetlerin daha verimli olduğunu fark ettim. Ancak yıllar geçtikçe işten güçten, günlük vırt zırt durumlardan dolayı günü gününe yazabilmek epey zorlaştı. Son beş yıldır aksatmadan yazdığım dolunay yazıları, zaman içerisinde edebi bir lisandan daha ortalama bir lisana büründü. Anlattığım o edebi aşk ya da ismine ne dersen de, giderek aylık bir hesaplaşma ve günah çıkarma ritüeline dönüştü.

Önceki ay, çabucak geçti. Son yazdığım yazıdan bu yana, daha çok sağlık problemleriyle uğraştık. Yakın zamanda bir hastalık atlattım. Bir hastalığı da halen yaşıyorum. “Bir Reflü Macerası” isimli yazıyı yazmaya yakın zamanda başlarım. Canıma okuyor ya hadi bakalım.

Ne zamandır koleksiyon işiyle uğraşamıyordum. Bu sıralar yeniden ufak tefek kitap ve albüm toparlama işlerine girdim. Epey efsane kitaplar ve albümler geçti elime. Kokusu çıkar yakın zamanda, burada da görürsün.

moonmad003

Geçen hafta sonu çok hareketli başladı. Cumartesi günü “Avrupa Hareketlilik Haftası” kapsamında harekete geçtik. Çalıştığım kurumdan, Hasan Polatkan Bulvarı’na, Migros’un önüne kadar uzun bir tur yaptık. Epey de kalabalıktı. İş yerinden hemen hemen tüm arkadaşlarla birlikte sürdük. Çok uzun süredir görmediğim Sedat hocamla da görüşme fırsatı oldu ayrıca. İnanılmaz mutlu oldum.

moonmad002Tur bittikten sonra eve geçtim. Öğlen saatlerinde iki misafirim geldi: Eren Abi ve Serkan Abi. İş yerinde bir müzik grubu kurduk sevgili okur. Belki de en başından beri hayalim olan, bu eğlenceli projeyi nihayet hayata geçirebiliyoruz. Planımız birkaç popüler şarkıya ilave olarak eski, kıyıda köşe kalmış ve ana melodileriyle akılları baştan alan parçaları yorumlamak. Umarım güzel şeyler çıkacaktır.

Hayat bize daha iyisini verene kadar, çalıp söylemeye, dinlemeye devam sevgili okur. Başla türlü ne bu aşk biter ne de ben dayanabilirim.

moonmad001

Ben

 

Mükemmel Müşteri Memnuniyet Politikası: SAMET AŞ

Hayır, bu yazı bir reklam falan değil. Reklam yapmıyorum sevgili okur. Sadece başıma gelen bir olayı paylaşıyorum ki gün gelip işin düşerse bir faydam dokunabilsin.

Bu bloga her ne kadar başıma gelen talihsiz olayları, müşterisini önemsemeyen, kandıran ve hatta açıkça dolandıran firmaları yazıyor olsam da müşteri memnuniyetine önem veren bir firmayla karşılaşınca yaşadıklarımı da anlatıyorum.

2014 yılında aldığımız yatak odası takımında bir birinden farklı tam beş tane çekmece var sevgili okur. Mobilyayı bize satan firma, özellikle çekmecelerin kulpsuz olması üzerinde fazlaca durmuş, ne yalan söyleyelim biz de beğenmiştik.

Resimde gördüğünüz çekmecelere herhangi bir kulp yok. Doğrudan ittirdiğiniz zaman küçük bir yaylanma yaparak kapanıyor. Kapatmak istediğiniz zaman ise sonuna kadar bastırmanız yeterli oluyor. Kapalı kalıyor. En azından kalıyordu. 2018’in ilk ayında bir tanesi, bayramdan önceki hafta da diğer bir tanesi bozuldu bunların. Çekmeceler kapanmamaya başladı. Sürekli açık kalıyordu. Üçüncü bir tanesinin de ufaktan teklemeye başladığını görünce, mobilyaları ürettiğimiz firmayı aradım.

sametlogoFirma, “Garanti süresinin dolduğunu” belirterek yeni modellerden bahsetti. Bu arızaya yol açan şey ise 10 cm x 2.5 cm ebatlarında gri-turuncu bir parçaydı. Yani bu parça değişse bir sıkıntı kalmayacaktı. Bunu da bu şekilde ifade edince ellerinde olmadığını söylediler. Ben de biraz araştırma yapıp o mekanizmayı üreten SAMET AŞ firmasının Eskişehir bayisini buldum. Gittim. Durumu anlattım. Yetkili bayi bana “Abi o mekanizmalar başa bela, birkaç sene önce bir furya idi, artık yok” dedi. Getirtebilir miyiz diye sorunca da “Abi getirip başıma bela alamam” dedi. Ben de şaşırdım, “Yahu nasıl bir işe düştüm, resmen yeni çekmece alacağız gibi görünüyor” diye içimden geçirdim.

samet01

Eve gelince hayal kırıklı ve onca yolu yürümenin verdiği yorgunlukla bu SAMET AŞ firmasının Facebook sayfasını buldum ve ihtiyacım olan parçanın fotoğrafını da atarak bana yardımcı olmalarını istedim. Firmanın internet sitesinde yer alan iletişim formlarının yanı sıra, hemen hemen tüm sosyal ağlarda da doğrudan iletişim kurabileceğiniz sayfaları yer alıyor.

Ertesi gün SAMET AŞ’den aradılar! Şaşırdım önce, anlayamadım. Sonradan Nuh Bey sağ olsun durumu izah etti ve sorunun ne olduğunu anlatmamı istedi. Ben de iki çekmecem için sağ ve sol olmak üzere iki çift bu parçaya ihtiyacım olduğunu söyledim. Nuh Bey, evde bu çekmeceden kaç tane olduğunu ve açık adresimi sordu. İlgileneceğini söyledi.

samet02

Ertesi gün, Nuh Bey’den bir mesaj geldi: İki değil, tam beş takım mekanizma kargoya verilmişti bile! Şaşırdım, çok sevindim valla. Mobilyayı satan adamların vermesi gereken desteği, mobilyanın mekanizmasını üreten firma veriyor, hem de ücretsiz hem de büyük bir ilgiyle.

Böylece bir iki gün içerisinde sorunum tamamen çözüldü. Gelen parçaları kendim monte ettim. Bozuk çekmeceler sorunsuz olarak çalışmaya başladı. Üstelik yedek parçaları da vardı artık. İşin en güzel kısmı ise tüm bu süreçte Nuh Bey’in ve firmanın sürekli olarak iletişim halinde kalması, hatta kargonun takip numarasını bile bana iletmesiydi.

samet03

Bu olay yaklaşık bir ay önce oldu. Peki bugün yazıyı yazmaya neden karar verdim? Firmadan başka bir yetkili aradı bugün. “Sorunun çözülüp çözülmediğini teyit etmek istiyorum” dedi. Gerçekten helal olsun. Bravo. Kurumsallığın hakkını veriyorlar.

Özet olarak, İnegöllü mobilyacıların attıkları kazıkları, verdikleri sahte garantileri, showroom’da gösterdiğinden farklı, kalitesiz malzemelerle üretilmiş mobilyaları bir yana bırak sevgili okur. Böyle kurumsal firmalarla çalış. En azından bir sorun yaşadığında muhatabın belli olur. İlgi ve saygı görürsün. Teşekkürler SAMET AŞ!

Mayıs Dolunayı – Bitmeyen Öykü

mayissonDolunay gecesinde, baharın son güzel gününde şu yazıyı yazıp bitirdim. Gerçekten güzel, keyifli bir akşamdı. Aylardır bitiremediğim bir öykü var. Yeniden denetim bitirmeyi. Niyetim sana sunmaktı. Ama yine beceremedim. Öyküyü bitiremedim. Buyurun:

Zeminka’dan bir gece yarısı Yenikara’ya doğru yola çıkan gemide yüz yirmi iki kişi vardı. Ortalıklarda hiç görünmeyen kaptanı ve insana pek de güven vermeyen 8 tayfayı saymazsak gemideki yolcuların hiç birisi bu yolculuğun nasıl biteceğine dair en ufak bir fikre sahip değildiler. Yolcular arasında yer alan üç kadın, geminin iyice eskimiş güvertesinde ilk defa o gün, yola çıktıktan uç gün sonra karşılaştılar. Daha uzun boylu olan ve yüzündeki hüznü gizleme gereği bile duymayan kadın simsiyah saclarını bir parça bezle bağlamış, geride biriktiği evini, kaybettiği kocasını düşünüyordu. Kestane rengi sacları, kalkık üst dudağının masumiyeti ve dimdik durusuyla iskele tarafındaki kalastra yaslanmış halde duran ikinci kadın ise bu zoraki göçün ona yepyeni bir hayat şansı sunmasını diliyordu sürekli olarak. Kucağında bebeğiyle kıç taraftan öne doğru seğirtmeye çalışan üçüncü kadın çok zayıftı. Soluk sarı rengi saçlarını kısacık kesmişti.

Gemideki sallantı bir an olsun durmuyordu. Ahşapların gıcırtısı üçüncü kadının bebeğini, rahatsız etmek şöyle dursun, kahkahalar atmasını sağlıyordu. Böylesi bir karamsarlıkta bu küçücük kahkahalar diğer yolcuların sımsıkı tutunduğu umut kırıntılarıyla ancak beslenebiliyordu.

İkinci kadın diğer yolcularla pek konuşmuyor, nispeten daha uzakta ve yalnız olmayı tercih ediyordu.

Zeminka’da tüten dumanlar, talan edilmiş evler ve yağmalanmış dükkânlardan geriye büyük bir sessizlik kalmıştı. İç savaş ülkeyi yıkıp geçmiş, katledilmeyen bir avuç sivil ise Yenikara’ya ancak deniz yoluyla ulaşmaya çalışıyordu. Gemide yiyecek ve içecek bir şeyler neredeyse yoktu. O yüzden yolcuların günlük bir parça ekmek ve yarım şişe suyla idare etmeleri gerekiyordu. İkinci kadın durumdan pek şikâyetçi değil gibiydi. Birinci kadın açlıktan epey etkilenmişti. Ancak son zamanlarda üçüncü kadın ve bebeği gerçekten zor durumdaydılar. Kadının sütü azalmaya baslamıştı. Göğsünden akan her damla sut canından kopan bir parçaydı artık. Yolcular arasında o günün tarihini bilen de tutan da yoktu. Bir önceki gece ne yaşadığını unutamayan kaptan ise yeni günün tarihini neşeyle yazdı defterine: 21 Mart. Kendisi de Zeminka’da doğmuş olan bu adamı memleketinin yanıp küle dönmüş hali hiç etkilemiyordu. İlginçtir o, daha çok Yenikara’da anlaştığı adamları düşünüyordu. Çok iyi bir paraya tüm gemiyi teslim edecekti. Tüm gemiyi çürümüş döşemeleri, paslı makineleri ve çaresiz yolcularıyla birlikte…

İşte bu. Bir harf daha yazamıyorum. Günlerdir düşünüyorum, ancak şu üç kadının akıbetine bir türlü karar veremiyorum. Bana bu konuda yardım edebilecek herkesin yardımına açığım. Yorum kısmında ve mesajlarınızla bana fikir verebilirseniz minnettar olurum.

Güzeller güzeli, en az senin kadar güzel ve eğlenceli bir sürü iş yaptık şu birkaç haftada. Sınavlarım bitti. Hepsi de çok iyi geçti. Doktoranın son dersini çok iyi bir notla geçtim. Artık yeterlilik sınavı için hazırlanmalıyım. Fotoğrafçılık ve Kameramanlık bölümünün de final sınavı gayet başarılıydı. Gerçi henüz sonuçlar açıklanmadı ancak çok büyük ihtimalle 1. sınıfı sıkıntısız geçtim. Bu hafta vakti buldukça, yaptığım projeleri yazmak istiyorum.

ikiyolu

Zoraki Üçleme

Artık yaz başladı. Yaz mevsimini çok severim bilirsin. Gökyüzü daha berrak, vicdanlar daha sıska olur. Umarım bu yaz ikimiz için de iyi geçer. Bugüne özel bir sürprizi az önce Vega yaptı. Aylar sonra, Delinin Yıldızı şarkısına klip çekti ve yayımladı. Bu şarkı benim için çok özel. Bu şarkıya nasıl bir klip çekerler acaba diye düşünüyordum. Yayımlanan çalışmayı çok beğendim ne yalan söyleyeyim. İzle bak sen de. Bir de sürpriz göreceksin. Sevgiyle.

 

İsmimiz Güneş’e Gidiyor!

missionsun

Burada gördüğün sertifika, NASA tarafından yürütülen Parker Solar Probe projesi kapsamında, insanoğlunun Güneş‘i araştırmak üzere yaklaşık 3 ay sonra, bu yılın sıcak yaz aylarında göndereceği ilk uzay aracında ismi yer alacak kişiler için düzenleniyor. Ve Güneş’e gidecek tam 1.137.202 tane isimden iki tanesi bize ait 🙂 Bu müthiş bir şey sevgili okur. İnsanoğlu’nun Güneş’e yapacağı en yakın görev, Parker projesi kapsamında gerçekleştirilecek. Bu yönüyle proje, NASA’nın son yıllarda hayata geçireceği en önemli projelerden birisi hiç şüphesiz.

Anti-Ram-Facing-View.pngTam olarak nerede gördüğümü hatırlamıyorum, ancak NASA’nın doğrudan Güneş’i incelemek üzere başlatığı bu proje kapsamında, başvuran herkesin isminin bir çip içerisinde Güneş’e gönderileceğini okudum. Bunun üzerine hemen proje için NASA tarafından oluşturulan internet sayfasına girip kayıt yaptırdım. Görev kapsamında yapılacak incelemeleri gerçekleştirecek uzay aracındaki özel bir çipin içerisindeki birkaç bit’lik kısımda “Mesut Proofhead Ciftci” yazacak 🙂 Bu yolculukta elbette ki, gönderilen aracın Güneş’e inmeyi bırak, güneşin birkaç bin kilometre yakınına bile gelmesi olanaksız. Ancak isminizin böyle özel bir şekilde atmosferin dışına çıkmasını sağlamak çok keyifli 🙂 Üstelik bir de, her başvuran için anı olması bakımından, özel üretilmiş numaralı bir sertifika – HOT TICKET – veriliyor.

Yukarıda da yazdığım üzere tüm Dünya’dan bu proje kapsamında ismi gönderilmek üzere 1.1 milyondan fazla kişi başvurmuş. Ülkemizden ya da hangi ülkeden kaç kişi başvurmuş onu bilemiyorum. Sitede böyle bir istatistik de yayımlanmamış. Belki de kalkış gerçekleştirildikten sonra bu istatistiki veriler paylaşılır. Son olarak, projeye ilişkin bilgilerin yer aldığı ve muhtemelen kalkış anının da zamanı geldiğinde canlı olarak yayımlanacağı sitenin adresi aşağıda yer alıyor:

http://parkersolarprobe.jhuapl.edu/

İlkyazım! Biricik Dolunayım!

dolnask02

Merhaba,

Bahar geldi artık. Hatta biraz da acele etti ve neredeyse yaza döndü yüzünü. Her sabah yalnız başıma, Eskişehir’in bahar sabahlarını adımlıyorum. Belki seneler sonra, bu şehre dair hatırlayacağım en güzel anları yaşıyorum bir başıma.
dolnask09Bu ay enfes bir dolunay var gökyüzünde. Üstelik ilginçtir, tam üç gündür öylece parlıyor. Fersah fersah uzakta ancak ışığı sıcacık, aydınlığı çok berrak. Baktıkça güzünü alamıyor insan. Sana çok yakınım biliyordum ama uzanıp dokunmak için bir hamle yapmıyordum. Yapmadım da. Döndüm ve geldim o küçük dünyama yine. Çirkinliğimi bağışla, inan içim seninle dolu.

Mor ve Ötesi büyük bir sürpriz yapmıştı hani geçen ay. Biriciğimiz, Sultan-ı Yegâh‘ımızı yeniden yorumlamıştı. İşte sürprizin büyüğü, bu teklinin plağa basılması oldu. Dayanamadım, sınırlı sayıda basılan kırkbeşliklerden bir tanesini sipariş ettim. Heyecanla beklemeye başladım. Şimdiye kadar aldığım en kaliteli kaliteli baskıya ve malzeme kalitesine sahip dış kabıyla çıktı geldi plağım.

Atilla İlhan, süper yazmış eyvallah da, Ergüder Yoldaş‘ın mucizesine her seferinde şaşırmak da neyin nesi? Bunca ay geçti, bir sana bakmaktan bir de bu şarkıyı dinlemekten bıkmadım.

dolnask03Bu tekli, ülkemizi yıllar sonra kaliteli baskı plaklarla yeniden tanıştıran, Rainbow45 Records tarafından 500 adet sınırlı sayıda yayımlandı. Ambalajda yer alan etikette de bu ibare yer alıyor. Bu noktada, Rainbow45’i bir kere daha tebrik etmek lazım. Çünkü ülkede plağa basılmayı hak eden ne kadar kaliteli albüm varsa birer ikişer yayımlamaya devam ediyorlar. Her ay muhakkak sitelerini (http://www.rainbow45records.com/)kontrol ediyorum. Plak koleksiyonculuğuyla ilgilenen herkesin de takip etmesinde fayda var. Çünkü ülkemizde plak basan firma sayısı çok az. Rainbow45’ten başka bir de Sony Music bu işi yapıyor ama açık söylemek gerekirse çoğu işi sırf para tuzağı, başka bir şey değil. Çok kaliteli materyaller sunamıyor.

dolnask01

Geçen hafta, dergileri düzenlerken OT‘un bir sayısında, bloga eklemek için işaretlediğim sayfaları fark ettim. İşaretlediğim dizelerin özellikle çizimleri beni benden aldı. “Neden herkes güzel olmaz?” diye soruyor. Neden herkes sen olmaz? Nedir seni, benim olarak gören her gözden çektiğim? “Seni görünce, aynı anda geçer aklımızdan aynı düşünce… Bir duvar gibi aramızdan.” El ayak çekildiğinde, karanlık bir gecede, sessizce bekleyen benim. Ne olur gözlerim kamaşsa ve kesilse soluk alış verişim?

Bu manzaraları eklemek artık geleneksel bir hal aldı. Belki aynı kareler diyebilirsin. Ancak yanılıyorsun. Her biri tam da o gün çekilen, o anı anlatan kareler. Hiçbir şey aynı kalmıyor. Bir sonraki dolunay, biraz daha yaşlanmış oluyor. Tıpkı büyüyen bir bebeğin fotoğrafını, her ay çekmek gibi düşün. Büyüyen yalnızca et ve kemik değildir onda. Düşüncelerdir, hislerdir ve en önemlisi içindeki o en gizli karanlıktır. Kendisiyle baş başa kaldığında duymaya başladığı o sestir, kendisidir. O hiç susmayan itiraftır. Sen de büyüyorsun dolunayım. Belki gökyüzünde, belki benim içimde…  Değişiyorsun, eskiyorsun, ama hiç bitmiyorsun. Biz göremiyoruz sendeki o tükenişi. Sahi, kim biliyor? Kaç kişiye fısıldıyorsun aklındakileri?

dolnask05

Ulus’a giden yol

dolnask06

Bariyer

Gün batımı

dolnask08

Gizli