Category Archives: Kategorisiz Öylesine

Herhangi bir kategoriye dahil edemediğim ama yazdığım yazılar bu kategoridedir.

Ocak Ayı Mucizesi: Süper Kanlı Mavi Ay

2018 yılı, dolunay mucizeleri bakımından çok muazzam bir yıl sevgili okur. Bak anlatayım, bu yıl içerisinde Ocak ve Mart aylarında, aynı ay içerisinde iki defa dolunay yaşandı ve yaşanacak. Yeni yıla dolunayla başlamıştık hatırlarsan. İşte Ocak ayının son gününde de gökyüzünde, karanlığın içerisinde bir tek sen parlıyor idin. Ahh, hem de ne parlamak! Şubat ayım sensiz geçecek ama Mart ayında da yine hem ayın başında hem de son günün de buluşacağız.

Ay gözlemcileri ve astronomlar bu durumu ifade etmek için, 31 Ocak 2018’de gözlemlenen dolunaya “Süper Kanlı Mavi Ay” ya da kısaca “Gözlerindeki Son Ateşi Unututamıyorum O Karanlık Gecede” diyorlar. Ben onların yalancısıyım.

dlmv004

Moorning side moon

dlmv003

Saat 08.00.

Okumaya devam et

Reklamlar

Gillette Blue 3 Koleksiyonum Tamamlandı

giletson01

Evet sevgili okur, tamamlanmış bir koleksiyonun verdiği hazzı inan çok az şeyden alıyorsun hayatta. Biliyorsun ben de uzun süredir, bazıları ilginç bazıları saçma bulsa da, Gillette Blue 3 koleksiyonu yapıyorum.

Blogda daha önceleri bu koleksiyonumla ilgili bir sürü yazı yazmıştım. 2014 yılında başladığım koleksiyonum, nihayet 2018 yılında, yani Gillette firmasının “Dünya üzerinde ürettiği tüm farklı tasarımlara sahip olmamla birlikte” tamamlanmış oldu. Geçen hafta Migros’ta koleksiyonumun son eksiği olan kırmızı-beyaz modeli bulup aldım. Milli Takım ayağına, Türkiye’ye yeni geliyor bu model ama ben iki sene önce Hırvatistan’da görmüştüm. Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce süpersonik adaşım, sevgili arkadaşım Mesut da Facebook’tan mesaj atmış bu yeni modelin marketlerde satılmaya başladığına dair. Böylesine kral bir adamdır kendisi. Geçen sene bir diğer çok zor bulunan siyah-gri modeli de onun sayesinde bulmuştum sağ olsun.

Koleksiyonumun tamamlanmış halinde toplamda 10 farklı model yer alıyor. Dünya’da salt olarak Blue 3 modelini toplayan var mıdır bilmiyorum ama Gillette’nin ürettiği her ürünü toplayan birkaç kişiye rastlamıştım araştırma yaparken.

Bu tamamlanmış koleksiyonumu, tüm bu süreçte çok emeği geçen adaşım Mesut’a ve koleksiyona başlarken askerde yanımda olan dostum Umur’a adıyorum. Kendinize iyi bakın.

Yılın Son Dolunayı

aralikdolunay002Koskoca bir yılı daha geride bırakmak üzereyiz. Uzakta ve apayrı geçmiş onca zaman. Ah ne yazık! Bu yılın son dolunayı, Aralık’ın henüz daha ilk günlerine denk geldi. Bu da demek oluyor ki ışığım, yılbaşına birlikte gireceğiz.

Belki tarihinde yapmayınca bir anlamı kalmıyor gözünde, ama inan şurada yaptığımız şey tamamen senin için. Üstelik her biri de bunu biliyor!

Geçen ay olanları düşünüyorum da, hayat gerçekten inanılmaz! Mutlu olabilmek artık bir lüks. Gerçekten bir lüks. Düşünmeden, hissetmeden geçen tek bir günüm yok. Ve ürpermeden, yutkunmadan geçen tek bir gecem de yok. Ayda bir gece diyorsun ya, tüm hayatım olsaydın keşke gözlerimin ışığı.

aralikdolunay004Bakıyorum, saklanmışsın yine bulutların ardına. İlginçtir, herkes görebiliyor muhteşem suretini de, bir benden saklıyorsun o en güzel tenini. Sen yokken içimde kalmadı bir ben. Ellerinin dokunduğu her şeyi terk ediyorum artık. Var yine, birkaç cılız mum, titreşiyorlar seni söyleyerek. Bilmiyorlar ki ben ışıl ışıl oluyorum hep seni söyleyerek.

Fotoğraf sanatına iyice merak sardım. Hatta merak sarmakla kalmadım ve artık okullu oldum! Şaşırma. Hepsi senin için. Bunun detayını birkaç gün içerisinde yazacağım zaten. Bir ay daha sensiz geçecek. Sonra yine sensiz bir yıl başlayacak. Ancak bu sefer her şey yepyeni olacak. Tüm yeni başlangıçlar hüzne mahkumdur ne de olsa 🙂

20171203_224948

Gökyüzünde sen.

Bir Adım Daha Yakınında…

– Nasılsın?
– Sesini duyana kadar perişan haldeydim.
– Peki şimdi?
– Daha beter oldum.

kasim_014Hayır unutmadım. Unutmak çok da mümkün değil zaten. Gözlerimi göğe diktim ve sana baktım. Belki Dünya’nın bir ucunda, belki de Anadolu’nun ayazındaydın o anda. Belki de bulutların üzerindeydin, mutlu musun bilemedim. Ahh, ne kadar çok özledim bir bilsen.

Baştan aşağıya müziğe, melodiye bulanmış, batmış haldeyim. Gerisini koyverdim. Bir şarkı duydum, yüreğim seninle doldu yine. Evden uzakta ve senin yanında olduğum zamanların aşkıyla titredi içim. Sonra bir yol ayrımı kıvrıldı önümde, karanlığın içine doğru. Saat 06.55 ve hava aydınlanmadı. Birkaç köpek havlıyor ilerde. Gökyüzünde hala sen. Hava ayaz, üşütüyor ama sen yok musun, ah yok musun sen Dolunayım…

Ayaklarının ucunda yüzüyordum.” Azıcık ötende kıvrılmış uzanmıştım. Sonra uyandım yine. Bu aşağıdaki videoyu ilk defa çektiğimizde, senin yaramazlıkların yüzünden sonunu getirememiştik. Yıllar geçti. Bir dolunay gecesi yine kaydettik. Senin için.

Ben yalnız değilim. Ay ışığını sevenler, dolunaya tapanlar Dünya’nın her yerinde. Galiba birazcık da bir birimize benziyoruz.

yalniz

Çok, çok güzel haberler var. Olgunlaşmasını bekliyorum. Yakın zamanda burada olacak. Elini üzerimden çekme.

kasim_015

Delinin Yıldızı & Benim Dolunayım

ekimdolunayİşte yine bir gökyüzü şenliği! Kaldır başını ve göğe bak. Bu ayın dolunayında kendimize ve içimizde sönmeyen şu öfkemize yepyeni bir marş buldum. Kulağıma her çarptığında saçların yüzüme vurmuş gibi hissediyorum. 

vega-delinin-yildizi-ile-geri-donuyor-10014839_1788_oEvet sevgili okur, muhtemelen geçen ayın en önemli müzik gündemlerinden bir tanesi de Vega‘nın yepyeni albümü “Delinin Yıldızı“, tam 12 yıl sonra yayımlandı. En son 2005’te yayımladıkları başyapıt “Hafif Müzik“ten sonra, 2000’lerde rock yapan pek çok grup gibi sessizliğe bürünmüştü. Biz aradan geçen 12 yıla rağmen hala “Ver mendilin varsa yanında…” diye bağıra çağıra şarkılar söylerken Vega, öyle bir dönüş yaptı ki seni bilmem ama beni olduğum yere çiviledi.

Delinin Yıldızı, toplam 10 parçadan oluşan ve pek çok bakımdan bir önceki albüm Hafif Müzik’i anımsatan bir albüm olmuş. Bu yeni albümde davulları biraz tek düze bulduğumuzu söyleyebilirim. Gerçi programlanmış olmasına rağmen gayet gerçekçi geliyor onu da itiraf edeyim. Hafif Müzik’teki davul partisyonları çok daha yaratıcı ve çeşitliydi. Deniz Abla‘nın sesi bizi bizden alırken, aslında arkada davulcu inanılmaz şeyler yapıyordu.

vega1703

Albümdü yaklaşık on gündür dinliyorum. İki gün önce de iki adet elime geçti. Bu satırları yazarken albüme adını veren ve aynı zamanda açılış parçası da olan “Delinin Yıldızı” çalıyor. Albümde en sevdiğim parça çok net bir biçimde bu. Çünkü sözleri öldürdü, yüreğimi parçaladı. Youtube’da salağın biri “kurtulamadınız ergen sözlerden” diye yorum yazmış. O salak bilmiyor ki bu albüm neden yazılmış? Deniz Özbey‘in şu satırlarının ardında neler gizli? İtiraf ediyorum bu yazı aslında tam da bu parçaya dikkat çekmek için yazıldı. O güzel dizeleri şöyle alalım:

Bir rüyanın içindeyim, bileklerim sade bir suda
Yılları var şarapların sallanırken şu sofrada
Kadehin ağzımda bir ay yarısı bulutlarla firar

Yukarıyı hayal ettim bir aşk acısı koynumda
Bir sevgilim vardı kolları şimdi kimin boynunda?

Düşmüş delinin yıldızı yüzüyor ayağımın ucunda
Rüyamın en garip yerindeyim
Düşmüş aşkların en haksızı, yanıyor kalbimin ucunda
Ve ben hala onun elindeyim

vega1704

Albümün ilk klibi de bu parçaya çekilirse büyük sürpriz olmayacak. Yakın zaman da bir de plak müjdesi verdiler. Bakalım Eskişehir konserine yetişir umarım.

Albümdeki bir diğer favorim ise vasat sözlerine ve son kısımdaki gereksiz atraksiyona rağmen, yine de kendini çok sevdiren Dünyacım. Çok iyi parça. Bir diğer iyi parça ise özellikle vokalin yarattığı o gizemli havadan dolayı Sevgilim. Özellikle nakaratlarla konserlerde çok patlayacağını düşünüyorum bu parçanın da. Albümün genelinde ister istemez, bir önceki albümle bir kıyaslama yapıyorum. Üç aşağı beş yukarı diğer albümde denk düşen parçalar oluyor. Ancak bu benzerlik rahatsızlık vermek şöyle dursun bilakis bizim özlediğimiz bir durumdu. “Seni mutsuz edicem biraz” müziğinden kurtulup şöyle dokunaklı şeyler dinlemeyi özlemişim. Albümün parça listesi şu şekilde:

1. Delinin Yıldızı
2. İsim-Şehir
3. Arzuhal
4. Sevgilim
5. Dertler İri Kıyım
6. Komşu Işıklar
7. Dünyacım
8. Sonunu Söyleme Bana
9. Man-yak-lar
10. Ve Tekrar

Albümün kapağındaki güzellik, Deniz Özbey ve Tuğrul Akyüz‘ün kızları. Bu albümün belki de 12 yıl sonra çıkmasının sebebi de bu küçük güzelliğin ta kendisi. Anneciği onu büyütmekle meşgulmüş. Kartonette şöyle bir not yer alıyor: “Bu albüm kendi gücüyle ayakta durmaya çalışan kız çocuklarına, onlara bunun için yol gösterenlere ve güzeller güzeli annemiz Güler Özbey’e adanmıştır.”

vega1705

Albümü yayımlayan Gergedan Müzik Prodüksiyon, Youtube kanalında tüm şarkıları yayımladı. Dinleyin. Ama özellikle Delinin Yıldızı’nı dinleyin. İlk dinlemede sizi sarmazsa ısrarcı olun, birkaç kere daha dinleyin. Bir bakmışsınız ki sarıp sarmalanmışsınız. Unutamadığınız o sıcaklık tüm vücudunuza yayılmış.

vega1702

Tek bir öykü yazamadım sana. Ellerim gitmiyor kağıdın üzerine. Korkuyorum bir harf döner, bir nokta kayar da sen olur diye. Bu, muhtemelen seni açık seçik görebildiğim bu yılın son dolunayıydı. Umarım öyle olmaz.

Düşmüş delinin yıldızı yüzüyor ayağının ucunda.

Ağustos Dolunayı Sürprizleri

agustos02Bu yazın son ayında, Ağustos’ta nihayet güzel haberler almaya başladık sevgili okur. İşlerin giderek sarpa sardığı, sıkıntıların sağda solda fink attığı onca aydan sonra nihayet, aklımızı fikrimizi bir nebze olsun bu Dünya’dan alıp çok uzaklara götürmemizi sağlayacak sürprizler oldu.

Alper‘in olayı şüphesiz önceki gecemizin en büyük olayıydı. Şaşkınlık ve anlam verememekle karışık geçen dakikaların ardından konuşacak bu kadar çok şey bulduğumuz için biz de çok şaşkındık. Utku, sabah uyandığında bile şaşkın ve olanları sorgular haldeydi. Sevgili okur şimdi soruyorsun evet, ne oldu lan açıkça anlat, diyorsun. Yok. Bu sefer açıkça anlatmayacağım. Birazcık daha bekleyeceğim.

sabhankramountainSabhankra, dolunaylı gecelerimize soundtrack olan parçaların yaratıcısı. Moonlight isimli şaheseri adeta benim için yazmışlar. Aşıkken dinlediğim, kızgınken dinlediğim, yorgunken dinlediğim, yoldayken dinlediğim, hayatımın hemen her anına şahit tuttuğum Sabhankra, bu yıl da boş geçmedi. Yüreğimizi donduracak, kuzeyin karlı dağlarının soğuğundan, öfkesinden ve acımasızlığından beslenen yepyeni bir albümün müjdesini verdi: From The Frozen Mountains. Yalnızca kapağı bile beni heyecanlandırmaya yetti. Yalçın, ulaşılmaz dağların soğuğundan süzülen kızıl bir ejder, Savaş Sungur‘un kabuğu soğuyan ve taşlaşan yüreğinin içinde halen yanan öfkeyi sembolize etmiş adeta. Yeni albümden birkaç küçük parça dinleme imkanım oldu. Görünen o ki ağlayacağız. Çok ciddi anlamda ağlayacağız.

Geçenlerde YÖKDİL sınavına girmiştim. Sonuç iyi geldi. Bir ufak pürüzü de hallettikten sonra çok güzel bir gelişmeyi duyuracağım.

tirofficial

Tir Official – Full Moon Madness

Bir güzel gelişme de bugün yaşandı:

Muhtemelen tabakların serilip kadehlerin dolduğu şu saatlerde nihayet yitip gidişinin ilk saniyelerini kutluyorlar. Sen sanıyor musun ki çok sevildin yüreklerde? Sen sanıyor musun ki kaliten yeri göğü titretti de bir çift kelime söyleme gereği duyduk? Yanılmışsın. Olmamışsın. Bu suyu durulmayan kuyuya bir taş da, epey büyükçe bir taş, sen attın. Sayende kaybettiğimiz onca güzel dostluğun, kırılan kalplerin acısı umarım senden çıkar. Umarım.

Neyse, yaz bitiyor. Bir sonraki görüşmemiz sonbaharda olacak. Belki de o çok sevdiğim hırkanın sıcaklığına sığınırsın. Her hareketinde kokun yayılır gecenin karanlığına. Ellerim sen kokar. Evet, bu gece de başını kaldıran herkes seni görecek, belki fotoğrafını çekmeye çalışacak. Ancak kimse bilmeyecek yüreğimdeki resmini.

agustos01

Bir Yaz Dolunayı’nın İpuçları

006.jpgÇok çekilmez oluyor biliyorsun. Kulaklarını tıkayıp, gözlerini kapayıp bambaşka şeyler düşünmeye, hayal etmeye çalışıyorsun ama nafile. Olmuyor işte. Ne sen kaçabiliyorsun o o odadan, ne de peşini bırakıyorlar koskoca binada.

Her geçen gün bir küçük yalan daha çıkıyor,
Gülümseyip susmaktan başka ne gelir elden?
Yanıyor içim susuzluktan ve salaklıktan,
Meğer işin aslı Bülent abi’nin anlattığı gibiymiş…

Yaz geldi. Haziran. Dün gece ay gökyüzünde o kadar berrak ve güzeldi ki anlatamam. Normalde bu işler nasıl olur biliyorsun. Saatler süren fısıldaşmalar, sonra örtüye biraz daha sokulup gözlerini kapatarak nefes alışverişini dinlemeler. Ah, ne acayipmiş. Şimdi gökyüzüne baktıkça bunlar geliyor aklıma tebessüm ediyorum. Biraz da utanarak yalan yok 🙂

Yaz başladı evet. Ama pek sönük. İnsan bir haberin, bir fısıltının peşine düştü mü inan vakit de geçmiyor yahu. O tedircinlikle bekleyip duruyor. Bir de iş yeri var ki hiç sorma…

İpucu dedim. Pekala, Temmuz’da YÖKSİS dil sınavına giriyorum. Bakalım. Geçen hafta sonu kendimizi doğaya bıraktık elimizde bir de havalı tüfekle. Hafta içi içtiğimiz sodaların şişelerini hafta sonu parçalayarak ekonomiye kazandırıyoruz. Çok keyifli. Ancak kesin ve kati bir şartımız var: Canlı bir şeyi asla hedefe koymuyoruz. Asla. Heh işte bak, spor dediğin budur.

Dolunayım belki bilmek istersin. Bu ara epey yeni albüm aldım. O miniş kraterlerini rahatlıkla doldurabilirim CD’lerle. Merdiven altı ise tam gaz devam ediyor. Benim gözü tok distromdan yakında çok keyifli işler yayımlamayı bekliyorum. Bu ay bu kadar iki gözüm. Doğum günümde görüşürüz.

009

Bu da yeni favorimiz: Sena. İlginçtir dolunayı o da seviyor.

Akvaryumun Yeni Sakini: Faty!

faty00

Faty’e merhaba diyin! 

Taa şu yazımda seni Japon balıklarımla tanıştırmıştım sevgili okur. İmpuru ve Kahraman‘la tanışman çok olaylı olmuştu. O temmuz ayı, hayatımın en acayip temmuzu olmuştu.

Aradan geçen sürede, İmpuru ve Kahraman büyüyüp koca birer balık oldular. Bir gün hiç aklımda yokken kendimi akvaryumcuda buldum. Yahu, dedim, biz bile evi büyüttük, 3+1 eve geçtik. Canım balıklarım neden hala küçücük akvaryumda kalsınlar ki? Tuttum bunlara 30 litrelik bir akvaryum aldım. Güzelce ayarladım her bir şeylerini. Pek mutlu oldular. İmpuru’nun bir kuyruğu diğerine göre daha az gelişmişti. Bunu balık büyümeye başladıkça fark ettik. Yavrucuk geniş geniş salınmaya başladı yeni yuvasında.

Şimdi bunlar böyle güzel güzel yüzerken, akvaryum suyunun değiştirme periyodunu biraz daha azaltmaya karar verdim. Önceden iki haftada bir suyu tamamen değiştirip akvaryumu tamamen yıkıyordum. Küçük boyutlu olduğu için kolaylıkla yapabiliyordum. Ancak şimdi akvaryumda bunu yapmak biraz zor. O yüzden her hafta sonu, suyunun bir kısmını değiştiriyorum. Böyle olunca özellikle dip kısımlarda camlarda yosunlanma yapmaya başladı ufak ufak. Bu sorunu fark edince çözüm önerilerini düşünmeye başladım.

faty03

En başından beri gidip geldiğim akvaryumcum bana mıknatıslı bir cam silici ile çöpçü balığı almamı tavsiye etti. Beyaz renkli bir çöpçü balığı (albino) çok dikkatimi çekti ve bunu aldım hemen. Akvaryumdaki yosuncukları yiye yiye şişmanladığı için adını Faty koydum. Aslanım Faty, tüm gün akşama kadar o cam senin bu cam benim yapışık duruyor, nerede bir parça yosun görsün hemen yiyor.

faty02

Japon balıkları, doğaları gereğince çok az türle birlikte aynı akvaryumu paylaşabiliyor. Çöpçüler de bunlardan birisi. İmpuru ve Kahraman’ın temsil ettiği değerlere ancak ve ancak Faty gibi bir aslan eşlik edebilirdi. Siz çok yaşayın canlarım 🙂

faty01

Faty and Impuru on wheels

İrem Derici Ünlü Olmadan Önce

Ben ilk defa askerdeyken duymuştum adını. Er gazinosunda sürekli Powertürk TV açıktı ve 2014 yılı şubat ayında şu aşağıdaki klibi dönüyordu ekranlarda. Bolca florasan lamba kırılıyor, İrem Derici deri pantolon ve bluzuyla öfkeli öfkeli bakıyordu. İşte ben böyle tanıdım kendisini. Sonradan öğrendim ki bir yarışma programına katılmış, finale kalmış.

Geçenlerde koleksiyonu gözden geçirirken taa 2006 yılında çıkan ve yayın ömrü çok kısa olan Dream Dergi‘nin birkaç sayısını gördüm. Bu sayılardan bir tanesi, o yaz yapılan festivallere katılan müzikseverlerin fotoğraflarını ve mesajlarını içeren bir ek vermişti. Her kafan müziksever, kah şarkı söylemiş kah ilan-ı aşk etmiş ve bir şekilde bu sayfalarda yerini almıştı. Hatta, yayımlanan bu ekin sloganı da şuydu: “1 poşette 2 dergi: Birinde star onlar, ikincisinde sensin

Bu eki incelerken taa 11 yıl önceki İrem Derici’yi gördüm. Katıldığı bir festivalde açılan karaoke standında şarkı söylemiş. Kendisiyle ilgili birkaç cümlelik şöyle de bir not eklemişler: “Bilgi Üniversitesi’nde sosyoloji okuyor. Şebnem Ferah söyledi. Zaten kendisinden başka bir şey beklenemez, çünkü Şebnem Ferah, İrem’in idolü.”

irem02

Eh, günümüzdeki İrem Derici’nin idol olarak Şebnem Ferah’ı aldığını pek söyleyemeyiz herhalde. Neyse, koleksiyon yapmanın keyifli yanlarından bir tanesi de işte bu şekilde geçmişi kayıt altına alabiliyor olmanız sevgili olur. Kim bilir, tozlu raflarımda daha nelerin, hangi güzel şeylerin kayıtları vardır da haberim bile yoktur.

İlginç tespitlerin adresi My Resort’ten bu haftalık bu kadar sevgili okur. Dolunay’da öpüşürüz.

irem01

Getik Fanzin’in Yepyeni Sayısı Çıktı

getikGetik Fanzin olarak, birazcık uzun bir aradan sonra yeniden raflarda ve güzide mekanlardayız sevgili okur!

Getik Fanzin, yayımlanmaya başladığı günden beri dağıtıldığı tüm mekanlarda ilgiyle karşılandı, okuyucular tarafından beğenildi ve pek çok olumlu geri dönüş aldı. İşin arkasındaki çekirdek kadronun ve bu kadroya destek veren onlarca dostumuzun emeği ve ısrarı sayesinde 10. sayımız da yayımlanmış oldu.

Normalde aylık olarak yayımladığımız fanzin, geçen yaz ülkemizde meydana gelen darbe girişiminden nasibini aldı ne yazık ki. İçeriğin kalitesinin düşmesi tahammül edemeyeceğimiz bir durumken bir de baskı işlerinin aksaması sebebiyle dergi planlanan basım tarihinin gerisinde kaldı. Fanzin yönetimi de kolaya kaçmadı ve sıfırdan yeni bir sayının tasarımını yaptılar.

Bu yeni sayımızın teması “korku” olarak belirlendi. Fanzinde bizim de bir öykümüz yer alıyor: Herkez Pastanesi. Hayır, adını yanlış yazmadım. Evet, “Herkes” şeklinde değil, “Herkez” şeklinde. Öyküyü ben yazdım, Ender düzenledi ve Aysun da resimledi. Öyküyü yazarken esinlendiğim yer eski mahallem oldu. Öyküde isminin ne olduğunu öğrenemediğimiz kahramanımız, oturduğu semtte yer alan tuhaf bir pastaneye kafayı takıyor. En az bu pastane kadar tuhaf bir şekilde “Çelen” isminde bir kadınla tanışıyor ve olaylar gelişiyor.

Önceki sayılarda öykülerimiz “devamı gelecek sayıya” şeklinde bitiyordu. Ancak bu sayıdan itibaren öykülerimizin devamı için bir ay beklemeyecek, fanzinin internet sitesinden okuyabileceksiniz. Nedir o sitenin adresi? www.getik.org İnternet sayfamızda dergimizde yer alan görselleri (ve aslında Aysun’un çizdiği resimleri) orijinal renkleriyle görebilirsiniz.

Yeni sayımızı okumak için tıklayın.