Tag Archives: Şemre

Bu Masalı Herkes Biliyor

Yılın ilk dolunayı geçeli birkaç gün oluyor. Ancak o birkaç gündür akşamları o kadar yoğunum ki anlatamam sevgili okur. Neyse nihayet bu yoğunluk bitti de yeniden sana kavuşabildim.

Yılın ilk dolunayı nasılda bulutlu bir gece de geldi öyle? Hava buz, ev buz, hastalık derken neredeyse yüzünü göremeyecektim. Arka balkonumda o kadar harika bir şehir manzarası var ki gelip görmen lazım. Evi ilk defa tuttuğum zaman, aklımda belirlen ilk şey de bu olmuştu: Arka balkonda dolunay keyfi.

moonlynight

Gündüz değil, akşam üzeri değil, gece 23.30.

moonlight

Tabi iki yıldır hatta daha uzun süredir benim bu dolunay yazılarıma kayıtsız kalamadı pek çok arkadaşım. Şimdi fark ediyorum da herkes kendi dolunaylarının peşine düşmüş. Popüler kültür bile! Bir dönem baykuşlar pek modaydı. Baykuşlu kazak, baykuşlu kupa, baykuşlu defter. Her yerde her şeyde bir birinden sevimli baykuş figürleri görüyorduk. Dikkat ettim şu günlerde de dolunay figürü pek bir moda. Dövmesini yaptıran, tişörtünü giyen, türlü türlü yerlerde üstelik.

semrewappBu yılın ilk dolunayında ilk sürprizi Şemre yaptı attığı mesajla. Her ay anlattığım masalları ilk ağızdan dinleyenlerden çünkü. Ancak bunca zamandır bu konuda bana tek kelime etmemişti. Şu yanda gördüğün mesajlar upuzun ve yepyeni bir masalın giriş cümleleri oldu o gece. Aynı gece Ankara’da pırıl pırıl iken gökyüzü, ne yazık ki bulutlar bağlamıştı burada yüreğimizi. Son telefon çaldı. Umur‘du arayan. “Şu an ikimizin de ortak tanıdığı birine bakıyorum” dedi. Umur beni böyle sık sık arar. Bilmem kaç milyonluk İstanbul’da kim bilir yine hangi asker arkadaşımıza denk geldi diye düşündüm. Sırayla tüm tertiplerimizin adını saydım. Hayır, dedi. “Ben onunla senin sayende tanıştım” dedi. Kim bu Allah kim? “Dolunay lan!” dedi. O kadar güzel görünüyor ki kayıtsız kalamadım seni aradım, dedi. Öyle ya, askerdeyken benim dolunay masallarımı en çok Umur dinlerdi. Bazen ilgiyle bazen de mecburen dinlerdi.

Buz gibi balkona tripodu kurup makineyi dolunayın ışığına çevirdim. Gece olduğundan pozlama süresini arttırmak gerekiyor. Ayarladım. Şehir geceleri daha güzel çıkıyor. Klişe ama öyle gerçekten. Seni birazcık daha görebilmek için iyice üşüdükten sonra yatağa uzandığımda Instagram’da Eda‘nın şu fotoğrafını görünce “İşte dedim bu ‘ayın’ olayı!” Eh, Eda’yı da birazcık utandırarak aldım fotoğrafını.

proofhead-kisisinden-foto%c2%a6sraf

Sonra pazartesi başladı ter kokusuyla. Baktım, yüzünü buruşturan bir ben değildim. Oh şükür yalnız değilim. Akşam olsun diye dua ettim. Servisten inince yüzümü çevirip batıya baktım. Günler sonra ilk defa, bir zerre kadar da olsa aydınlığı gördüm. Güneşin kaybolmak üzere olan son damlalarını nihayet görebildim.

Mahçup Bir Dolunay

ocak23dolunayBurada oturmuş, evimden dolunayın tek gözüktüğü yer olan arka balkondan dolunaya bakıyorum. Böyle bir soğuk, böyle bir zulüm görmedim.

Evet, bir dolunay gecesinde evlenenler kervanına sevgili kardeşim Şemre de katılıyor. Tıpkı Ahmet Ali gibi o da bir dolunay gecesinde düğün yapıyor. Peki ben gidebildim mi o düğüne? Hayır. Kar yağışı sebebiyle, yola çıkmak  ve gece geri dönmek riskli olacağı için gidemedik düğüne. Oysa Yasin ve  Muhsin’le planı çok önceden yapmıştık. Mahcubuz.

sogun

“Büyük resimde görünen de sülalenin yüz karasıydı. Sigara bile içmezdi.”

Aklıma geçen yıl kar yağdığında Bilecik’te Şemre’ye misafir olduğum zamanlar geldi. İkimiz de çok büyük birer Kemal Sunal hayranı olduğumuz için oturur taa uyuyana kadar Kemal Sunal’ın filmlerini izlerdik uydudaki ıvır zıvır kanallardan. Bu kanallar çok iyi aslında. Belki sana da denk gelmiştir sevgili okur. Türksat uydusunda, kanal listesinin sonlarına doğru absürd isimli kanallar çıkıyor. Sunal TV, Saban TV, Yesilvadi TV gibi. İşte bu kanallarda 24 saat Kemal Sunal filmleri yayımlanıyor. Aralarda da dolandırıcılık reklamları çıkıyor. İşte biz de oturur bir gecede iki üç filmi eş zamanlı izler gülerdik. Ah Şemre, güzel kardeşim.

Ona benim dolunay hikayelerimi bile anlatmışlığım var birkaç defa. “O’lum sen bunları nası yazıyon la?” diye sorardı hep 🙂 Geçen gün, Bilecik’te yalnız olduğu bir akşam beni aradı. Eski günlerdeki dürümcünün bile eskisi gibi olmadığından dert yandı. Ben bir de çokopopslu kokopops‘larımızı yediğimiz günleri özlüyorum dostum. Kaşarlı mantarlı pideden hiç bahsetmiyorum bile 🙂

Yılın ilk dolunayında mahcubuz yani sevgili okur. Şemre’ye mutluluklar diliyorum. Mutlu günlerin olsun sevgili kardeşim Şemre.

Ali Baba, AutoCad, Anne Sanatı

alibabaAli Baba ve Yedi Cüceler‘e gittik Alper, Aykutlar ve Utkular‘la sevgili okur. Sonunu bir türlü izlemediğim CM101MMXI Fundamentals hariç, Cem Yılmaz‘ın tüm stand up’larını ve filmlerini, özellikle de filmlerini, sekizer dokuzar puan vererek izledim. Cem Yılmaz’ın yaptığı işleri seviyorum. Sadece kendi yaptığı işleri değil, içinde yer aldığı Yılmaz Erdoğan işlerini (Vizontele ve Organize İşler) ve Ferzan Özpetek işlerini de (Şahane Misafir) seviyorum. Tamam lan, Şahane Misafir’i o kadar da sevemedim. Ama Vizontele’deki Fikri karakteri halen Sercan’la benim alakasız yere moda girmemizi sağlıyor. Satır satır ezberlemişiz.

Ali Baba ve Yedi Cüceler’i ilk defa duyurunca acayip sevindim. Vizyona gireceği günü beklemeye başladım. Biliyorsun, bu Cem Yılmaz ne yapıyor yapıyor, filmin fragmanı çıkana kadar film hakkında en ufak bir ayrıntı sızmıyor basına. Heyecanla bekledik. Cumartesi günü Alper’le büyük bir şans eseri karşılaştık ve sinema planımız yürürlüğe girdi.

zaferabiŞansımıza aynı gün Cem Yılmaz ve oyuncular da gittiğimiz sinemaya gala için geliyorlarmış. Ancak onların geldiği seansın biletleri 1 dakika içerisinde tükenmiş. Neyse, film başladı ben bekliyorum Zafer Algöz çıkacak diye. Yahşi Batı‘dan beri (Kenınbol Gasabası Şerifi Vilyam Loyd) en sevdiğim karakterleri hep o oynuyor. Filmi taşıyor. Kendisi de Karslı’dır bu arada 😉 Lan bekle Allah bekle adam çıkmadı. İlk yarı oldu. İkinci yarı heh dedim şimdi geliyor. Gelemedi bir türlü ve filmin son yarım saatinde nihayet görebildim Zafer Abi’yi. Azerice’yi de harika kıvırmış 🙂

İşte filmdeki bu durum benim acayip canımı sıktı. Fragmanın her yerinde, afişinde, sağda solda sürekli gördüğümüz Zafer Algöz (filmde Kenan Memedov) meğer filmin neredeyse üçte ikisinde yok!

Bu kısımda spoiler var. Spoiler bir alttaki paragrafta bitecek. Filmde İlber ölüyor. Sonra dirilip geliyor. Neymiş “Kara Ormanın Laneti”. Bu kadar. Lanetmiş, geri gelirmiş. O kadar. Çok havada kaldı. Olmadı.

Spoiler bitti. Kısacası son film Pek Yakında bile bu filmden çok daha iyi bir filmdi. Zaten artık kültleşmiş G.O.R.A., A.R.O.G. ve Yahşi Batı’nın(büyük oradan Zafer Algöz’ün sayesinde) yanına bile yaklaşmıyor.

otoketBu hafta iş yerinde AutoCad kursu başladı. İsteyen tüm teknik personeller katılabiliyor. Dört ya da beş yıl önce Alper’le almıştık AutoCad dersi. Sonradan çok ekmeğini yedik. Hatta ben ara ara yemeye de devam ettim. Kursu verecek olan hoca, taa Samsun’dan gelmiş, Zafer Hoca. Yazılım konusunda çok deneyimli. Atakum Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi‘nde öğretmen ve idareci. Katılımcıların çoğu yazılımı daha önce hiç kullanmadıkları için en temel seviyeden anlatıyor komutları falan.

İlk gün bilgisayarımı unuttuğum için uygulamayı Şemre‘nin bilgisayarında yaptım. İkinci gün emektar netbook’umu iş yerine götürüp AutoCad 2013 versiyonunu kurdum. Bu aletin dili olsa da konuşsa sevgili okur. Hani eşyalar eskidikçe daha bir değerleniyor, daha bir “sizin” oluyor ya, heh işte netbook’um tam da böyle.

Önümüzdeki hafta yine Antalya’da olacağım için kursun diğer yarısına katılamıyorum. Dolayısıyla ben yine sadece hatırlamış olarak kalacağım. Üzerine yeni bir şey koyamayacağım. Üzgünüm.

kupseramikAnnemin seramik kursunda yaptığı bir takım objeleri daha önce paylaşmıştım. Ancak bu sefer ki çok farklı, çok iddialı. Yazının başlığında anne sanatı falan görünce şaşırmış olabilirsiniz. Ama annem için böylesi bir objeyi yapmak çok iddialı bir iş olmuş. Çok heyecan verici olmuş. E sanatın da heyecan verici ve iddialı olmadığını söyleyebilir misiniz? Bu gördüğünüz çömlek aşağı yukarı 19 litrelik bir damacana kadar ağır. El yapımı ve elle boyandı. Zaten bakınca da anlaşılıyor.

Yüksek Lisansım Nihayet Bitti!

Evet sevgili okur, yıllar önce şu yazıyla kabul edildiğimi duyurduğum yüksek lisansımı nihayet geçtiğimiz hafta perşembe günü bitirdim. Diplomamı da birkaç hafta içerisinde alacağım umarım.

Askere gitmeden önce tezimin büyük bir kısmını yazmıştım. Kaydımı bir dönemliğine dondurup askere gittim. Askerden döndükten sonra da danışman hocam Prof. Dr. Arzu ÇİÇEK‘le sık sık tez ile ilgili görüşüyorduk. Ancak benim evlilik, iş yerindeki durumlar, eğitimler gibi sebeplerimden dolayı sonbahar dönemini neredeyse hiçbir şey yapmadan geçirmiş bulundum.

tez5

Tez çalışmamın konusu olan Seydisuyu ve alt havzaları. Bu harita Alper tarafından yapıldı.

Ocak ayının ilk haftası Arzu Hoca aradı ve bahar döneminde harç ödeyip ödemeyeceğimi öğrenmemi istedi. Ben de Fen Bilimleri Enstitüsü‘nü arayıp bahar döneminde harç ödemeyeceğimi öğrendim. Çünkü geçen sene bahar döneminde kaydımı dondurmuştum.

tez3

Tüm tez sürecinde en büyük desteği Alper verdi sağolsun.

Aynı haftasonu Alper‘le birlikte ki unutmam acayip bir tipi vardı o gün, Arzu Hoca’ya gittik. Arzu Hocamız bize bomba bir haber verdi. Bu durumda, Ocak ayının sonuna kadar benim tezimi bitirmem ve sunumunu yapmam gerekecekti. Bu da önümde en fazla iki hafta var demekti.

Ben o gece iki haftalık bir program yaptım ve tezin kalan kısmını yazmaya başladım. Neyse ki tezimde kullanacağım ve aslında tezimin de büyük bir kısmını oluşturan grafiklerimi askere gitmeden önce hazırlamıştım. Yalnız bu grafiklerde bir takım eksik veriler vardı. O hafta şu müthiş kış soğuklarının yaşandığı haftaydı ve ben Bilecik’te Şemre‘de kalacaktım. Dört gece boyunca bu veri eksikliklerini tamamladım ve tezin Tartışma ve Sonuç kısımlarını yazmaya başladım.

tez4Sonraki hafta pazartesi günü arazideydim denetim için. Arzu Hocam aradı, tezimi perşembe günü Enstitüye biçim kontrolü için sunmam gerektiğinden bahsetti. Bu bir felaketti çünkü önümde sadece 3 gece vardı! İlk etapta acayip paniklesem de sonrasında derin bir nefes aldım ve aslında yetiştirebileceğimi anladım. Sonraki üç gece boyunca, işten saat 6’da eve gelip, yarım saat yemek yiyip tez yazmaya ve normalde yattığım saatten iki üç saat daha geç uyumaya başladım. Bu şekilde geçirdiğim üç geceden sonra perşembe günü elimde tezle önce Arzu Hoca’nın, sonra da Enstitü’nün kapısını çaldım.

tez1tez2Biçim yönünden kontrolü amacıyla verdiğim tezden sonra, takip eden hafta sonunda tez sunumunu hazırladım. Zira 29 Ocak Perşembe günü de sunumum olacaktı. O hafta içerisinde teze eklemeler, düzeltmeler yaptım ve perşembe günü saat 10’da sınavın yapılacağı sınıfa girdim. Yüksek lisansa birlikte başladığımız arkadaşım Erhan da aynı gün sunum yapacaktı. Ben girdiğimde Erhan sunumuna başlamıştı. Sunumdan birkaç gün önce tez jürisinde yer alan hocalara tezin birer kopyasını götürmüştü Merve. Bu hocalardan biri de onun hocasıydı ve bana iyi hazırlanmam yönünde bir telkin göndermişti.

Erhan’ın sunumu bitti ve sıra bana geldi. Arzu Hoca, diğer hocalara beni tanıttı. Sonra sunumum başladı. Tam da tahmin ettiğim üzere Merve’nin de hocası olan Cengiz Hoca tam tarzına uygun sorular sordu. “Su ayak izi nedir?” Diğer jüri üyesi Özgür Hoca özellikle sedimentle alakalı çok güzel sorular sordu. Sunum klasik yönetimin epey dışına çıktı, hem onlar açısından hem de benim açımdan çok daha eğlenceli ve ilgi çekici bir hale geldi. “İndikatör canlılar”ı hatırlamam epey komik oldu mesela.

Her neyse, sunum bittiğinde hocalar da ben de çok memnundum. Tezin mevcut haline yönelik birkaç öneride bulundular. Sonra sınıftan dışarı çıkarttılar beni. Birkaç dakika sonra yeniden çağırdılar ve  Özgür Hoca beni tebrik etti ve Çevre Yüksek Mühendisi olduğumu söyledi 🙂

Sunumdan sonra hep birlikte epey güzel zaman geçirdik ve tüm hocalarıma teşekkür edip vedalaştık.

tez

Şimdi birkaç küçük düzenleme yapıp tezin bu son halini enstitüye sunacağım. Sunduğum kopyadaki son düzeltmeleri de işleyip tezin nihai halini bastıracağım ve jürideki hocalara imzalatarak gerekli yerlere teslim edeceğim. Sonra da diplomamı alıp 1994 yılından beri devam eden eğitim öğretim hayatıma bir nokta koyacağım 🙂

Aylar Sonra Bilecik!

2013 yılı boyunca Bilecik’te kaldım. Bu süre içerisinde Şemre’yle harika vakit geçiriyorduk. Vakit buldukça Gizem de bize katılıyor, özellikle iş çıkışı yaptığımız alışverişler saatler sürüyordu. Saatler sürüyordu dediğime bakmayın, aldığımız şeyler iki muz, üç elma, bir ekmek, bir kutu süt oluyordu. Ama o kadar tadını çıkarıyorduk ki zaman su gibi akıp gidiyordu.

2014’ün başında askere gittim, ben askerdeyken, Mayıs 2014’te de Şemre gitti askere. Asker dönüşü iki hafta Bilecik’te kaldım. Daha sonra Hasan Hüseyin’le Eskişehir’e gidip gelmeye başladık. Bu süre içerisinde Şemre askerdeydi. O terhis olup döndüğünde biz aşağı yukarı bir aydır Eskişehir’e gidip geliyorduk. Böylece kardeşimle bir daha Bilecik’te vakit geçirme şansım hiç olmadı.

2014’ün son haftasında başıma gelen şu olaydan sonra, yılın ilk haftasında, Meteoroloji’nin uyarılarına da kulak asarak, Bilecik’te kalmaya karar verdim. Bu fikrimi Şemre’yle paylaştım ve çok sevindi, yerimin hazır olduğunu söyledi.

Dün gece tam 11 ay sonra ilk defa bir Bilecik akşamında dışarıda buluştuk. Nasıl da özlemişiz birbirimizi. En komik muhabbetleri yaptık, en derin düşüncelere daldık, en başarılı tespitlerimizi ortaya koyduk. Özlediğimiz buymuş. Böyle özetledi geceyi.

Şemre’nin Bilecik’te tuttuğu eve gittik sonra. Burası 1+1 ama benim sevdiğim tipte, güzel minik bir daire. Oturduk gece yarısına kadar muhabbete devam ettik. Benim yıllar boyu nasıl bir değişim gösterdiğimi özetleyen fotoğraflarıma baktık, Şemre kahkahalara boğuldu.

sabhankrasemreŞimdi bakıyorum, haberlerde altyazı olarak yarın Rusya üzerinden daha da soğuk bir hava dalgası geleceğinden bahsediliyor. Şemre de mutfaktan sesleniyor, tavuk sulu şehriye çorbası yapıyor. Yanına da tavuk kızartıyor. Yemeği yiyip bulaşığı yıkayacağız, daha sonra da mutfakta temizlik yapacağız. Askere gitmeden önce birlikte aynı eve çıkma planımız vardı. İşte şimdi, bu ev arkadaşlığının provasını yapıyoruz diyebilirim.

Bugün harika gelişmeler oldu. Sabhankra’nın yepyeni albümü Seers Memoir’in Türkiye’ye gelen 100 kopyasından 5 tanesi elime ulaştı. Hem de imzalı olarak 🙂 Bununla alakalı muhteşem bir yazı yazacağım. Az önce de grup, yıllar sonra çektiği ilk video, Against The False Gods’u yayımladı. Hatta şimdi Şemre’yle izliyoruz klibi.

Bilecik, içerdiği onca salakça şeye rağmen, pek az güzelliğiyle beni mutlu etmeyi başarıyor. Bakalım, bu hafta nasıl geçecek. Gerçi en azından ne izleyerek geçeceği biliyorum.

İkinci Yılında Mesleğim

8893412-illustration-emblem-of-two-green-leaves-in-glossy-circleYılbaşı tatilinin son gecesi geldi sevgili okur, yarın yine işe gideceğiz. Geçen hafta başıma gelen şu olaydan sonra, bu hafta Bilecik‘te kalmaya karar verdim. Sağolsun Şemre beni misafir edecek. Bilecik’te olacağım dört akşam boyunca -eğer işle alakalı bir durum olmazsa- blogla ilgilenmeyi planlıyorum.

Geçtiğimiz 31 Aralık günü benim mesleğimdeki ikinci yıl dönümümdü. İki yıllık sürenin 6 ayını askerde geçirdim ancak bu süre hizmet süreme eklenmiş. Özetleyecek olursam, Bilecik’te geçirdiğim aralıksız bir yıl, sonrasında altı ay askerlik ve devamında gelen altı aylık süre. Bu son altı ayda şanslıydım, çünkü akşamları Eskişehir’e dönüyordum.

Geçen sene birinci iş yılıma dair yazdığım şu yazıyı okudum az önce. Epey duygulandım. O zamandan bu güne çok şey değişti. Askerden döndükten sonra çok farklı bir ortamda buldum kendimi. Şube müdürümüz, il müdürü ve yardımcısı değişmişti. Şubemize kurumdaki en sevdiğim arkadaşım da gelmişti. Şemre henüz askerden dönmemişti.

Ağustos ayı altı aylık askerlikten sonra bir ısınma turu şeklinde geldi geçti. Eylül ayından itibaren işlere iyice adapte oldum. Daha sonra Bakanlığın aldığı bir kararla şube ikiye bölündü ve ben Çevre Yönetimi ve Denetimi Şubesi‘nde görevlendirildim. Eylül ve Ekim aylarında sürekli denetimlere gittik. Bu esnada şubede geçici görevle çalışan dört farklı arkadaşımız oldu.

Şu anda şubemde İlkan Abi‘yle birlikte çalışıyoruz. Şubede ayrıca Bülent Abi, Ersen Abi ve Ersin Abi ile sevgili şefimiz Zekiye Hanım yer alıyor. Şubelere ayrılmak bazı açılardan sıkıntılı olsa da pek çok açıdan iyi oldu. Kendi adıma denetim işlerini hep sevmiştim. İzin-lisans işlerini ise açıkçası çok sevemedim. Şu an bulunduğum şubede o açıdan çok daha büyük  bir şevkle çalışıyorum. Şu anda her şube kendi iş ve işlemlerinden sorumlu.

Bakanlığın Çevre Yönetimi politikalarında da değişiklikler oldu. Önceki yıla göre bu sene işler daha bir “dijitalleşti”. Bakanlık artık bütün işlerde online sistemleri devreye soktu. Bu sistemler uzun vadede çok faydalı olacak ancak kısa vadede bize epey bir iş yükü oluşturdu.

Bu yılın en güzel yanı şüphesiz Çevre Denetim Görevlisi Eğitimi oldu. Erzurum’da mükemmel vakit geçirdik. Uzun süredir yaptığımız işin sertifikasını da alarak tescillemiş olduk.

Evet, suya sabuna dokunmadan, çok fazla ortalığı karıştırmadan ancak böyle bir yazı yazabilirim. Geçen sene Bilecik’te kalıyordum ve işten sonra çoğunlukla Şemre ve Gizem‘le birlikte vakit geçiriyorduk. Ancak bu sene Eskişehir’e gidip geldiğim için bu kıymetlilerle yalnızca dairede görüşebiliyorum. En büyük handikapım bu.

Bu yıl bakalım nasıl bir yıl olacak. Mart ayı sonuna kadar hazırlamam gereken bir eylem planı, Mayıs ayı sonuna kadar hazırlanacak bir durum raporu ve tüm bu süreçte gelip geçecek onlarca iş olacak. Hızlı bir dijitalleşme yaşadık. Bakalım elektronik denetim sistemi nasıl işleyecek?

31 Aralık 2015’te tüm bu sorulara dair bir cevabım olacağını düşünüyorum. Ancak zaman geçiyor, sistemler değişiyor ve insanlar  değişiyor. Bir gecede ağaçlar kesiliyor, aynı gecede tohumlar filizleniyor. Tüm sevgili dostlara selam olsun.

2014 Yılımın Değerlendirmesi

Yıllar bir biri ardına geçiyor, hayatlarımız değişiyor sevgili okur. Hayatımın belki de en önemli yılıydı 2014 ve en çabuk geçen yılı oldu.

Her yıl yazdığım ve geride bıraktığım yılı değerlendirdiğim yazılardan birisi olacak bu da. Geçen sene yazdığım, 2013 Yılı Değerlendirmesi‘ni okudum az önce. Blogun en hantal yılı olarak bahsetmişim. Ancak, bu yıl beş yıllık My Resort Tarihinin en kötü yılı olmuş, onu anladım. Çünkü altı ay süren bir askerlik ve bir ay süren bir evlilik sürecinde tamamen blogdan uzaktaydım. Tek bir kelime yazmadım. Haliyle reytingler de düştü. Ancak olsun, bunu dert etmiyorum. İnternet alışkanlıklarında belirli dönemler vardır. Örneğin 2000’lerin başında forum siteleri çok revaçtaydı. Sonra sözlükler birden moda oldular. Sonra blog dönemi başladı. Akıllı telefonlarla birlikte bu sefer de fotoğraf ağırlıklı içeriklerin yer aldığı sosyal profil siteleri popülerleşti. Dolayısı ile kişisel blogların artık iki kuşak geride kaldığını söylemek hiç de yanlış olmaz. Özellikle video ve fotoğraf paylaşımlarına olan ilgi bu denli yoğunken kelimelere ilgi gösteren okuyucuların sayısı ciddi oranda azaldı. Okumaya devam et

İstanbul Bilişim İle Bir Teknik Servis Deneyimi

Geçtiğimiz yıl nisan ayında babama Nokia X3 cep telefonu almıştık İstanbul Bilişim‘den. İnternetteki en fiyata bulmuş olmamız alışveriş için tercih sebebimiz oldu. Biliyordum, İstanbul Bilişim’deki ürünler paralel ithalat ürünleri oluyor. Fiyatları da bundan dolayı biraz daha ucuz oluyor.

Şimdi bu noktada bilmeyenler için paralel ithalat olayını anlatayım. Paralel ithalat, bir malın ülkedeki resmi tedarikçisi dışında başka bir firma tarafından yine resmi yollarla ithal edilmesi demektir. Yani aldığınız ürün kesinlikle kaçak, kayıt dışı, seri sonu ya da garanti dışı ürünler değildir. Peki normalden farkı ne bu durumun? Paralel ithalatta da ürünler diğer elektroniklerde olduğu gibi 2 yıl garantilidir. Ancak bu garantiyi sadece malı aldığınız mağaza verir. Yani bu şu anlama gelmektedir: Normal bir tedarikçiden 200 lira daha fazla para verip bir telefon aldınız, Samsung marka olsun hadi. Telefonunuza bir şey olduğunda en basitçe yapmanız gereken şey aldığınız yere gidip ürünü faturasıyla vermektir. Bu aşamadan sonra mağaza, telefonu Samsung’un yetkili servisine gönderir, yaptırır, getirir ve size teslim eder. Yani size aracı olur kargolama işlemlerinde. İşte paralel ithalatta da yapacağınız iş aldığınız ürünü satın aldığınız mağazaya götürmek. Buradaki sıkıntı şudur: Normal bir mağazadan aldığınız normal ithalat bir ürünü şehrinizdeki bir Samsung yetkili servisine götürüp garanti kapsamında ücretsiz yaptırabilirsiniz. Ancak, paralel ithalat ürününüzü yaptırmak için para ödersiniz. Peki ücretsiz olarak nasıl yaptıracaksınız? Çok basit: Paralel ithalat ürünü aldığınız mağazaya geri göndererek. Böylece yine ücret ödemeden satıcının verdiği garantiden faydalanacaksınız.

İstanbul Bilişim gibi büyük firmaların garanti ağları özellikle büyük şehirlerde çok geniş. Herhangi bir sıkıntı yaşanmıyor. Şimdi başıma gelen olayı anlatacağım.

Babamın telefonunun dokunmatik ekranı tamamen bozuldu. Ben de İstanbul Bilişim’le irtibat kurdum ve ürünün garanti süresinin dolmadığını söyledim. Beni hemen Teleservice isimli bir firmaya yönlendirdiler. Bu firmanın çağrı merkezini aradım ve hemen ilk aramamda da açtılar. Bana ürünün faturasının bir kopyasını ve ürünü orijinal kutusuna koyup karşı ödemeli olarak Yurtiçi Kargo’yla kendilerine yollamamı söylediler. Hemen ertesi gün hazırlayıp gönderdim. İnternet sitelerinde cihaz takip sisteminden de an be an takip ettim cihaz nerede ne yapıyor diye: http://www.teleservice.com.tr/tr/

Yaklaşık 5 iş günü sonra cihazı aynen kargoyla paketleyip yollamışlar. Garanti kapsamında tek kuruş almadan, bir sorun çıkarmadan. Dokunmatik paneli komple değiştirmişler. Cihazla ilgili sorunumuz çözüldü.

Belki şanstan belki de firmanın kalitesinden bilmiyorum, ama paralel ithalat bir ürünün garanti süreci işte bu şekilde oldu. Özellikle şu sıralar telefonların fiyatlarında inanılaz bir düşüş yaşandı. Normal ithalatçılar da paralel ithalatçılarla neredeyse aynı fiyatlara satmaya başladılar. Demek ki oluyormuş. Demek ki fazladan verdiğimiz o para hava parasıymış. Ki dün Gizem güzel birşey dedi, ben hiç bir zaman garantiye bir şey verip de garanti kapsamında yaptıramadım, dedi. Bunun gazıyla da açtık Şemre‘ye S4 aldık. Paralel ithalat 🙂

Bir Yıllık Meslek Hayatım

Üniversiteden mezun olduktan sonra (Ocak 2012), yüksek lisansa başladım sevgili okur. Tam zamanlı olarak okulda bir bilimsel araştırma projesinde görev aldım. Dolayısı ile iş arama olayına hiç girmedim. O yılın şubat ayında hızlandırılmış KPSS kursuna kaydoldum. O yaz KPSS’ye girdim. Sonra puanım belli oldu ve o yıl, 2012 Aralık’ta da atandım. Göreve başlama kağıdımı getiren postacının azizliğine uğrayıp nihayet yılın son günü, 31 Aralık 2012’de Bilecik‘te resmi olarak görevime başladım.

Geçtiğimiz yılbaşı ve aslında bundan sonra hayatımın her yılbaşısı, mesleğimdeki bir yılın daha bittiğini haber verdi ve verecek bana. Tarihin böyle anlamlı denk gelmesi tek tesellim.

Bir yıl, evden ve Eskişehir‘den tamamen olmasa da 5/7 oranında uzak olduğum en uzun süre. Çok kaba bir hesapla 2013 yılında yaklaşık 260 gün Bilecik’te bulunmuşum. Onun dışında sadece iki haftasonu hariç, her hafta sonu Eskişehir’e, eve geldim. O eve gelmediğim haftasonlarından birinde Ocak ayında Bursa‘ya gitmiştim. Bir defa da geçtiğimiz Eylül ayında İstanbul’a gitmiştim.

Bu bir yıllık sürede Bilecik’ten en uzun ayrı kalışlarım ortalama onar günle üç defa oldu: Antalya’da bir biri ardına iki eğitim, bayram tatili ve aday memurluk eğitimi. Bunlardan en güzeli aday memurluk eğitimi idi.

Kurumda çalıştığım süre içerisinde iki şubem oldu. Göreve ilk başladığım zaman amirim olan protokolün hiç biri şu anda Bilecik’te değil. İlk şube müdürüm Cemil Bey‘di. İkinci ve halen şube müdürüm de Metin Bey. İlk şubede yaklaşık 3 ay çalıştıktan sonra iki adet olan şube sayısı tek adede düştü ve ÇED ve Çevre Hizmetleri Şube Müdürlüğü olduk.

5 Haziran

Yıl içerisinde pek çok iş yaptık. Ama şimdi durup düşününce beni en çok strese sokan ama en çok sevdiğim işim de Bilecik 2012 Çevre Durum Raporu oldu. Bunun dışında en hızlı biten ve en eğlenceli olan işlerden biri Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında düzenlediğimiz bisiklet turu oldu. Ve tabi ki organizasyon olarak da 5 Haziran Dünya Çevre Günü etkiniği var.

Bilecik’teki ilk gecemden bugüne kadar istisnasız tek bir çatı altında uyudum: 7 No.lu misafirhane odası. Burayı o kadar çok sevdim ki “ev” demeye başladım. İlk aylarda çok bakımsız yıkılıp dökülen bir yerdi. Ancak özellikle son aylarda eli yüzü düzeldi, süper oldu. Misafirhanede Şemre ile birlikte ilk zamanlar (yaz sonuna kadar) abimiz canımız ciğerimiz bir kişi daha kalıyordu: Onur Abi. Tayini çıktı ve Bursa’ya gitti.

Haftasonlarımı Eskişehir’de geçirmemden dolayı tüketim seviyelerim normal düzeyde kaldı yıl boyunca. Yıl içinde küçücük odada neler yapmadım ki! Ama en güzel zamanlar kendi çapımda eğlendiğim, müzik yaptığım zamanlar oldu. Bu yıl epey de kitap okudum Bilecik’te.

Yemek olayını dışarıdan halletik çoğunlukla. Ama eve de düzenli olarak alışveriş yaptım. Özellikle Şemre ve Gizem‘le birlikte ekip halinde yaptığımız alışverişlerin eğlencesi paha biçilemezdi. Eve yakın olması sebebiyle en çok gittiğim market A101 oldu. Hepimizin favorisi. Şimdi inanmayacaksınız ama ben Bilecik’te taa ilk günden beri yaptığım hiçbir alışverişin fişini atmadım. Evet, şimdi o fişlerdeki toplamı söylemeyeceğim ama şöyle bir şey koyacağım.

Evet, fişleri yan yana dizince şöyle bir yol oluyor. Zorunlu ihtiyaçlardan devam ediyoruz yine. Dediğim gibi haftasonları Eskişehir’de, gün içerisinde de mesaide olduğum için evin içinde pek bir vakit geçiremiyordum uyku hariç. Bilecik’e geldiğim 3. gün Erikli Su‘ya abone olmuştum. Yıl içinde içtiğim hiç bir damacanın da kapağını atmadım ve toplam 9 damacana su içmişim. Tabiki bu miktar gün içerisinde içtiğim miktarlardan ayrı olarak sadece geceleri ve sabahları içtiğim su miktarı. Dokuz damanaca kapağından ufak bir demlik altlığı yaptım. Banyo için 4 kalıp Hacı Şakir sabun harcamışım. Beşinci kalıp ise yarıda şu anda. 4 şişe Colgate ağız gargarası bitirdim ki bu miktar yaklaşık 6 aylık miktar. Ondan önce başka bir ürün kullanıyordum. 1.5 kutu şampuan harcamışım yıl içinde. Şampuanı abartı miktarda kullanmayı hayatım boyunca sevmedim zaten. 12 ayda 5 rulo tuvaet kağıdı kullanmışım. Hiç unutmam bir rulo da temizlik yaparken tamamen ıslanmıştı da atmıştım. Temizlik biz de İran’dan geldiği için çok titiz davranırız. Yıl içinde iki bidon çamaşır suyu ve bir bidon Porçöz kullanmışım. Bulaşık çok olmuyordu ama yine de 3 bulaşık süngeri eskittim. Özellikle toz almak için ıslak mendilleri çok kullandım. İki tane 120’li paket ıslak mendil harcamışım. 3 rulo kağıt havlu bitirdim. 4 tüm oda spreyim bitti. 36 dakika da bir pıs şeklinde ayarlamıştım.

İş yerinde çok şükür kimseyle ciddi kavga dövüşüm olmadı. Sadece 10 günlük bir ızdırap dönemim oldu.

Şemre’yle Çorum’dayız

En çok sinir olduğum anlar mesleğimin, devam eden eğitimimin ve yapabileceklerimin küçümsendiği anlar oldu. Buna da kim olsa sinir olurdu herhalde. Bir defasında da bir kurum yemeğinde birlikte göreve gittiğim arkadaşlarımla neden yan yana oturup yemek yediğim soruldu. Epey bir kişi kahkahalarla eşlik etse de güldükleri şey kendi acizlikleri oldu.

Hani şu yazının sondan ikinci paragrafında yazmıştım sen de okumuştun. Bu sene Bilecik’in bana en büyük hediyesi küçük arkadaş grubumuz oldu. Şemre, Gizem, Sinem. Herkesi sevdim, ama bunları bir başka sevdim. Birlikte güzel zamanlar geçirdik. Gittiğim en iyi iki eğitim Şemre ve Sinem’le gittiğim Aday Memur Eğitimi (Çorum) ve Bülent Abi ve Gizem’le (o başka bir eğitim için) gittiğim Hava Kalitesi İzleme İstasyonu Eğitimi (Antalya) oldu.

Bülent Abi’yle Antalya’dayız

12 ay içerisinde tam dört ofis değiştirdim. Kısa bir süreliğine Sinem’le oda arkadaşı olduktan sonra, Bülent Abi’yle uzun süreli bir oda arkadaşlığımız oldu. Daha sonra da Adnan Beylerin odasına geçtim, halen de onlarla oturuyorum.

Bir yıl geçti gitti. Yakında askere gidiyorum. Asker dönüşü neler olur, neler değişir hep birlikte göreceğiz sevgili okur. Mesleğimdeki 1. yılımı aldığı küçük hediyeyle taçlandıran tavşancığa ayrıca teşekkür ederim.

Yaşasın çevre mühendisliği!

Bu Yılın Son Can Sıkıntısı

Yarın yılın son günü. Benim de canım acayip sıkkın sevgili okur. Bugün işlerden dolayı epey gerildim. Canım sıkıldı. Bu yazıyı bu sıkkınlığı unuttuğum zaman burayı okuyup, bu sıkkıntılara sebep açan olayları hatırlamak adına yazıyorum. Bu sıkıntının kod adı: Pizza. Heh, artık hatırlarım.

Bugünün belki de en güzel anı öğle yemeği idi. Her türlü dertten bir süreliğine uzaklaşıp, sevdiklerinle, sevdiğinle yemek yemek gibisi var mı? Yok. Hakikaten yok. Şemre çok sağol kardeşim.

Günün olanca stresi ve yorgunluğuyla en başından beri rahatsız olan sandalyeme oturdum yine. Mesai bitmedi ama. Giriş çıkış saatlerine dikkat etmesem de gece görevleri halen var. Henüz memur bile sayılmasam da bu işleri yapıyorum büyük bir keyifle.

Ah be sevgili okur, şu kış geçse, şubat geçse, askerlik geçse, herşey bitse ve temmuz gelse. Yılın en sevdiğim zamanı. Biz yine mor ayakkabılarımızı giyip müzik yapsak özgürce. Mavi tepelerin ardına uzansak kendimizi bırakıp. Boğazımızdan buz gibi geçse yudumlar. Kendimizi bıraksak da dalgalar bizi sürüklese en saydam ışıklarla yıkayıp. Ah be, artık temmuz gelse…