Tag Archives: Sabahattin Ali

Yeni Yıl Seninle Başladı!

Seneler sürer her günüm, 
Yalnız gitmekten yorgunum, 
Zannetme sana dargınım, 
Ben gene sana vurgunum…

Sabahattin Ali yazmış. Ali Kocatepe bestelemiş. En sevdiğim şiirlerden bir tanesidir. Yeniden başlamayı, ayaklarının ucunda kıvrılmaya ne kadar da isterdim. Olmadı, bizi bıraktın yine. Ve yeni yıl seninle başladı. Dünya başımıza yıkılmışken bile gözlerim seni aradı durdu. Ah Dolunayım!

ocakdolu02

ocakdolu03

ocakdolu01Her yılın ilk yazısı Özet yazısı olduğundan dolunay yazım birazcık gecikti. Aksi gibi yılın ilk iki gecesinde gökyüzünde nasıl devasa bir dolunay vardı anlatamam. Türker, odasının camından fark edince aklına ben gelmişim. “Abi senin şu bitmeyen öykülerinin hali ne olacak?” diye sordu. Güldüm.

Zannetme unuttum adını, zannetme unuttum ışığını, zannetme kör oldum. Ben hep oradayım. En gizli mabedinde. Her an fırlayıp odana girebilecek, merdivenlerde sürünen bir gölge, park yerine vuracak bir beyaz ışık. Ama her zaman orada, oralarda olacağım. Çünkü biliyorum, benim göğümde ve göğsümde tek ilah sensin.

Çok sonraları fark ettim. Şu film, özellikle şu görsellerdeki sahneleriyle Ahu Tuğba‘nın oynayıp oynayabileceği en muhteşem, en iç titreten filmmiş. Şaşkınım ve üzgünüm. O yerden kalkan bakışları nasıl da daha önce fark edemedim!

Madem böyle başladı, böyle bitsin.

Reklamlar

Sabahattin Ali’nin İkizi

Lanet olsun içimdeki karanlığa. Hayatı betimlerken kullandığım tek renk siyah. Siyahın olmadığı her yerde ise o var…

Ömrü boyunca, yaşamak istemediği, hak etmediği bir hayatı yaşamak zorunda kalan Raif‘i betimleyen Sabahattin Ali‘nin de favorisi bu renk değil mi? Düşünsene, değeri yıllar sonra anlaşılacak leziz romanlar yazıyorsun, birileri sana iftiralar atıyor, sonra seni yurt dışına kaçıracak adamın ihanetine uğruyorsun; hayatın boyunca saplandığın karanlık, acı dolu hayatına yakışır bir şekilde bir ormanda öldürülüyorsun. Cesedini günler sonra buluyorlar. Ne büyük trajedi sevgili okur.

sabahattinaliSabahattin Ali’yi kahve fincanının yanına malzeme yapmadım hiç. Madonna‘yı neredeyse ağlamaklı okudum. O günden beri ne zaman görsem Sabahattin Ali’yi bir yerlerde, hemen tüm dikkatimi üzerine yöneltirim. Geçen gün bir mekanda Kafka Okur‘un bir sayısında Sabahattin Ali’yi gördüm yine. Kapakta şu fotoğrafı vardı. Yazmışlar uzun uzun hayatını. Eserlerini incelemişler. Orada yazanları okuyunca anladım ki, her kitabı kendisi (Okumadığım kitaplarını da incelemişler). Sonra şu aşağıdaki cümleleri çiviledi, mıhladı beni. Hissettiğin şeyi bu kadar detaylı, bu kadar açık açık ve ilginçtir bu kadar kısacık ve üstü kapalı anlatabilir misin sen sevgili okur? İşte Sabahattin Ali yapmış:

Sonra çıkıyorsun dışarı, bakıyorsun güneş hala tepede. Yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun: “Ne yapalım, kısmet değilmiş…”

Beynimde aynı satırlar dönüp duruyor. Sonra anlamaya çalıştım, gerçekten ne düşünüyordu bunları söylerken diye, gözlerinin içine baktım siyah beyaz fotoğrafından uzun uzun. Mutlu görünüyor gibi, ama mutlu görünmeye çalışıyor gibi de. Sonra bu yüzü daha önce gördüğümü fark ettim.

adamlar

İlginç değil mi? Bir mesaj aldım, üzüldüm. Aklıma yukarıdaki cümleler geldi. Sonra beynim beni nerelere, nelere sürükledi. Bir gün Sabahattin Ali’yi anlatan bir film çekilirse ki adamın hayatı gerçek bir film senaryosu, muhakkak Russell Crowe‘u oynatmalılar. Yalvarmalı, yakarmalı, onu oynatmalılar.

Her neyse. Bizim bu müthiş karanlığımızla yoğurulan bir gece daha bitecek. Güneş belki de yarın…